Bir kadını seversin ve sevgiyle birlikte, aynı pakette korku da gelir: Seni terk edebilir. O şimdiden birisini terk etti ve seninle geldi. Bir örnek vardır; belki sana da aynısını yapacak. Korku vardır, karnında düğümlenme hissedersin. Çok fazla bağlandın. Basit bir gerçeği anlayamıyorsun: Dünyaya tek başına geldin; bu kadın olmadan da mükemmel bir şekilde, karnında düğümlenmeler olmadan, dün buradaydın. Ve yarın bu kadın giderse... bu düğümlenmelere ne gerek var? Onsuz olmayı biliyorsun ve onsuz olabileceksin.
Ego esarettir ve egosuzluk özgürlüktür. Ve bu ego senin olmadığın bir şeyle özdeşleşmenden başka bir şey değildir. Örneğin herkes kendi ismiyle özdeşleşmiştir ve herkes bir ismi olmadan doğar. Sonra isim o kadar önemli hale gelir ki kişi ismi uğruna ölebilir.
Mesele zihninin senin mi olduğu yoksa başkaları tarafından mı içine yerleştirildiğidir. Çünkü başkaları senin içine sana hizmet etmeyen ama kendi amaçlarına hizmet eden bir zihin yerleştirir.
Belli bir çeşit zihne sahip olmak için sen anne baban tarafından, öğretmenler tarafından, din adamları tarafından, eğitim sistemin tarafından hazırlanırsın. Ve tüm hayatın boyunca sen bu belli şekildeki zihin aracılıyla yaşamaya devam edersin. Bu ödünç alınmış bir hayattır.