Ego Yanılsamadan Kurtulmak

9,2/10  (9 Oy) · 
49 okunma  · 
15 beğeni  · 
1.351 gösterim
Ego ve onun oyunları: Evlilik onun oyunudur, para onun oyunudur, iktidar onun oyunudur. Tüm oyunlar egonun oyunudur. Toplum şu ana kadar oyunlar oynar ve halde kalmıştır; bu, dünyanın her tarafında sürekli devam eden bir olimpiyattır. Herkes yukarıya doğru mücadele ediyor ve diğer herkes onu bacaklarından aşağı çekiyor çünkü Everest´in zirvesinde hepinizin duracağı kar yer yok.

Seçebilirsin: Ya hayal kırıklığı, acı, mutsuzluk; o zaman egoya tutunmaya, onu beslemeye devam et. Yahut huzur, sükünet, saadet... Fakat o zaman masumiyetini yeniden kazanmak zorundasın.

Egonu bir kenara fırlat. Tüm egoyu paramparça et. Egoyu yok ederek, kendi özünü keşfedeceksin. Ve bu keşif mümkün olan en muhteşem keşiftir çünkü o mutlak saadete doğru bütünüyle yeni ve kutsal bir yolculuktur..

Ego bir buzdağıdır; onu erit.

Onu, derin sevginin içinde erit, böylelikle o kaybolsun ve sen okyanusun parçası haline gel.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Mart 2006
  • Sayfa Sayısı:
    374
  • ISBN:
    9789758817344
  • Orijinal Adı:
    The Book of Ego
  • Çeviri:
    Amrit Sangeet
  • Yayınevi:
    Ganj Yayınları
  • Kitabın Türü:
@semra_ve_kitaplari 
26 Mar 17:53 · Kitabı okudu · 2 günde · Puan vermedi

Osho'nun kalemiyle ilk defa tanışıyorum merak ediyordum aslinda ama nedense her kitapciya gidisimde kitaplarina sadece dokunup birakiyordum bana onu soğuk gösteren bir şeyler vardı. Okuduğumda kendisine soğuk bakmamın nedenini daha çok anladı.Kimi savunduğu görüşleri esneklikten yoksun buldum, çoğusuna da katılmadım fakat Osho'nun kalemi; kişisel dönüşüm üzerine yazan diğer kalemlerin sıradanlığı gibi değil. Tam aksine gerçekliği tokat gibi çarpıyor okuyanın yüzüne. Düşüncelerini örneklerle açıklaması çok hoşuma gitti özellikle de verdiği örnekleri çok beğendim yalnız bir tarafım hep hayır semra bu olamaz dedi. Açıkça belirtmem gerekir ki dini hassasiyeti olanlara hitap etmiyor.

merve yaprak 
06 Ara 2016 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 9/10 puan

Niçin kadınlar, erkeklerin cinsel arzularına karşı öfke de duysalar onlara çekici olmaya çalışırlar?

Bunda politik bir strateji vardır. Kadınlar çekici olmaktan hoşlanır çünkü bu onlara iktidar hissi verir; ne kadar çekicilerse erkekler üzerinde o kadar güçlü olur. Ve kim güçlü olmak istemez ki? Tüm hayatları boyunca insanlar güç için mücadele ediyor.

Niçin parayı arzuluyorsun? O güç verir. Niçin ülkenin başbakanı yahut cumhurbaşkanı olmak istiyorsun? O güç verir. Niçin saygınlık, prestij istiyorsun? O güç verir. Niçin bir aziz olmak istiyorsun? O güç verir.

İnsanlar farklı şekillerde güç arayışı içerisindedir. Kadınlara başka bir güçlü olma kaynağı bırakmadın, sadece tek bir çıkış var: Bedenleri. Bu nedenle onlar sürekli olarak daha çok ve daha çok çekici olmakla ilgileniyorlar.

Bunu hiç gözlemlemedin mi: Modern kadın çok da fazla çekici olmakla ilgilenmez. Niçin? Çünkü o diğer türden güç politikalarına girmektedir. Kadın eski esaretinin dışına çıkıyor. Üniversitelerde akademik unvanlar için
erkeklerle savaşacak; o iş hayatında rekabet edecek; siyasette rekabet edecek. Onun pek de çekici görünmek için endişelenmeye ihtiyacı yok.

Erkek hiçbir zaman çekici olmayı fazla umursamamıştır. Niçin? Bu tamamen kadına bırakılmıştır. Kadın için bu birazcık güç elde etmek için yegâne kaynaktı. Ve erkekler için o kadar çok başka kaynak vardı ki çekici görünmek biraz kadınsı, dişil gelmiştir. Bu kadınlara göre bir şeydir.

Bu her zaman böyle olmamıştır. Geçmişte kadınların erkekler kadar özgür olduğu bir dönem vardı. O zamanlar erkekler çekici olmakla kadınlar kadar ilgiliydi. Krishna'ya, onun güzel ipekten elbiseler içindeki, flütü, her çeşidinden takıları, küpeleri, tavus kuşu tüylerinden taçları olan resimlerine bak. Ona bir bak! O ne kadar güzel görünüyor.

O günler, erkeklerin ve kadınların canları ne isterse yapmak için mutlak özgürlüğe sahip olduğu günlerdi.

Sonra kadınların bastırıldığı çok, çok uzun bir karanlık çağ geldi. Bu, din adamları ve senin sözde azizlerin yüzünden böyle oldu. Senin azizlerin her zaman kadınlardan korkmuştur çünkü kadın çok güçlü görünür; kadın o kadar güçlü görünür ki azizin azizliğini dakikalar içinde yok edebilir.

Bir annenin oğlunu akıllandırabilmesi için yirmi beş yıl çabaladığı ama bir kadının gelip birkaç dakika içerisinde onu bir aptala çevirdiği söylenir. Bu yüzden anneler asla gelinlerini affedemezler. Asla! Zavallı yaşlı kadıncağızın bu adama birazcık zekâ verebilmesi yirmi beş yıl aldı ve birkaç dakika içerisinde uçup gitmiştir! Bu kadını nasıl affedebilsin?

Senin azizlerin yüzünden kadınlar kötülenmiştir; onlar kadınlardan korktular. Kadın bastırılmak zorundadır. Ve kadınlar bastırılmış olduğu için, hayattaki tüm rekabet etme kaynakları, hayata akışları ellerinden alınmıştır. O

zaman tek bir şey kalır: Bedenleri.

Bana soruyorsun: "Niçin kadınlar, erkeklere çekici olmaya çalışırlar?" Bu yüzden; bu onların yegâne gücüdür.

Ve kim güçlü olmak istemez ki? Gücün sadece mutsuzluk getirdiğini, gücün tahripkâr, saldırgan olduğunu anlamadığın sürece; anlayışın sayesinde güç arzusu ortadan kalkmadığı sürece, kim güçlü olmak istemez?

Ve, "...fakat kadınlar niçin erkeklerin cinsel arzularına karşı öfke de duysalar onlara çekici olmaya çalışırlar?"

diye soruyorsun.

Aynı nedenden. Kadın sadece senin önündeki bir havuç gibi asılı durduğu sürece —asla kendini sunmadan ve her zaman kendini sunarak, çok yakın ve çok uzak olarak— güçlü kalır. Sadece o zaman güçlüdür. Şayet hemen dizlerine kapanırsa, o zaman güç kaybolur. Bir kez onu kullandığında, bir kez onu sömürdüğünde işi bitmiştir, artık senin üzerinde bir iktidarı yoktur. O yüzden o seni cezp eder ve senden uzakta durur. Seni cezp eder, seni kışkırtır, seni baştan çıkarır ve ona yaklaştığındaysa basitçe hayır der!

Şimdi, bu basit bir mantık. Eğer evet derse onu bir mekanizmaya indirgersin; onu kullanırsın. Ve hiç kimse kullanılmak istemez. Bu aynı güç oyununun diğer yüzüdür. Güç diğerini kullanabilme kapasitesi demektir ve birisi seni kullandığında senin gücün gitmiş demektir, sen güçsüzleştirilmişsindir.

Bu yüzden hiçbir kadın kullanılmak istemez. Ve sen bunu asırlardır yapmaktasın. Aşk çirkin bir şey halini almıştır. O en yüksek onur olmalıdır ama değildir çünkü erkek kadını kullanmıştır ve kadın buna öfkelidir, buna direnir doğal olarak. O bir nesneye indirgenmek istemez.

Bu yüzden karılarının etrafında kuyruğunu sallayarak dolanan kocaları ve tüm bu saçmalıkların üzerindeymiş

gibi —senden daha kutsalım— bir tavra sahip karılarını göreceksin. Karıları sanki seksle, çirkin seksle ilgili değillermiş gibi rol yapmaya devam eder. Onlar senin ilgilendiğin kadar ilgililer ama problem şudur: Onlar ilgilerini gösteremezler aksi taktirde sen onları hemen bir nesneye indirgersin, onları kullanmaya başlarsın. Bu yüzden onlar başka her şeyle ilgilidirler, sana son derece çekici olurlar ve sonra seni reddederler. Gücün tadı buradadır. Seni çeker —ve sen neredeyse iplerle çekiliyormuş gibi çekilirsin— ve sonra da sana hayır diyerek seni mutlak güçsüzlüğe düşürür. Ve sen ise bir köpek gibi kuyruğunu sallıyorsun; o zaman kadın keyif alır.

Bu çirkin bir durumdur. Bu böyle olmamalıdır. Bu çirkin bir durumdur çünkü aşk bir güç oyununa indirgenmiştir. Bu değişmek zorundadır. Aşkın güçle hiç alakasının olmadığı yeni bir insanlık ve yeni bir dünya yaratmak zorundayız. En azından aşkı güç politikalarının dışına çıkart; parayı, politikayı orada bırak: Her şeyi orada bırak ama aşkı oradan çıkart.

Aşk muazzam değere sahip bir şeydir; onu pazar yerine ait bir şey yapma. Ancak bu olmuştur.

Acemi asker çöldeki yabancı lejyon kampına yeni varmıştı. Komutanı olan onbaşıya adamların eğlence için ne yaptığını sordu.

Onbaşı bilgece gülümseyerek, "göreceksin" dedi.

Genç adamın kafası karışmıştı. "Bu üstte yüzden fazla adam var ve tek bir kadın bile göremiyorum."

"Göreceksin," diye onbaşı tekrar etti.

O öğleden sonra üç yüz tane deve ahırın içinde toplandı. Bir sinyal verildikten sonra adamlar çıldırdı. Ahırın içine daldılar ve develerle sevişmeye başladılar.

Acemi er onbaşıyı acele ederken gördü ve kolundan yakaladı. "Ne demek istediğini anlıyorum ama anlayamadığım şey şu: Üç yüz tane kadar deve olmalı ve biz ise yüz kişiyiz. Niye herkes acele ediyor. Yavaşça yapılamaz mı?" diye sordu.

"Ne?" diye çığlık attı onbaşı irkilerek. "Ve çirkin bir tanesine mi kalayım?"

Hiç kimse çirkin birisine —bir deve bile olsa— takılıp kalmak istemez. O yüzden kim çirkin bir kadına takılıp kalmak ister. Kadın her şekilde güzel olmaya çalışır; en azından güzel görünmeye. Ve bir kez sen onun cazibesinin tuzağına düştün mü, senden kaçmaya başlar çünkü tüm oyun budur. Eğer ondan kaçmaya başlarsan sana yakınlaşacaktır. Sen onun peşinden koşmaya başladığın an o kaçmaya başlayacaktır. Bu oyundur. Bu sevgi değildir: Bu insanca değildir. Ancak asırlardır olmuş olan şey budur.

Buna dikkat et! Her insanın muazzam bir haysiyeti vardır ve hiç kimse asla bir nesneye indirgenemez, bir şeye indirgenemez. Erkeklere saygı duy, kadınlara saygı duy; onlar ilahidir.

Ve erkeğin kadınla seviştiği eskimiş fikri unut; bu çok aptalcadır. Bu sanki erkek yapıp edenmiş kadın ise bir şey yapılmak üzere oradaymış gibi hissettirir. Dilde bile aşk yapan erkektir, eylemde bulunan taraf odur; sadece orada, pasif alıcı olarak kadın vardır. Bu doğru değildir.

Her iki taraf da birbiri ile aşk yapıyor, her ikisi de yapandır, her ikisi de katılımcıdır. Kadın kendi tarzıyla yapar.
Alıcı olmak onun katılma şeklidir. Fakat katılım erkeğinki kadardır.

Ve sadece senin kadına bir şey yaptığını düşünme: O da sana bir şey yapıyor. Her ikiniz de birbiriniz için son derece değerli bir şey yapıyorsunuz. İkiniz de kendinizi birbirinize sunuyorsunuz; enerjilerinizi birbiriniz ile paylaşıyorsunuz. Her ikiniz de kendinizi aşkın tapınağında, aşkın ve Tanrı'nın tapınağında birbirinize sunuyorsunuz. Her ikinizi de ele geçiren şey aşkın tanrısıdır. Bu çok kutsal bir andır. Kutsal bir mekânda yürüyorsun. Ve o zaman insanların davranışında bütünüyle farklı bir nitelik olacaktır.

baadır 
24 Oca 14:38 · Kitabı okudu · 11 günde · Beğendi · 10/10 puan

İçsel yolculuğa önem verenlerin okuması okuması okuması içselleştirmesi ve hazmetmesi gereken bir anlatı.............................................................................

ibrahim yazkan 
20 Şub 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Osho.Osho.Osho...Ne dene bilir ki, kendinizi ve özgürlüğünüzü ANLAYACAĞINIZ bir kitap... Her insanevladının okuması gerekli...

Kitaptan 7 Alıntı

Tanrı asla tekrar etmez. Fakat sana her zaman için başka birisi olman öğretildi. "Başka birisi ol; komşunun oğlu… Komşunun oğlu gibi ol. Bak ne kadar zeki. Bak... Şu kız ne kadar zarif şekilde yürüyor. Böyle ol!" sana her zaman başka birisi gibi olman öğretilmiştir. Hiç kimse sana kendin ol ve varlığına saygı duy, o Tanrı’nın bir armağanıdır dememiştir.

Ego, OshoEgo, Osho

"İnsan ihtiyaç duyulmaya ihtiyaç duyar. Bu insanoğlunun en temel ihtiyaçlarındandır. Kişi özen gösterilmezse ölmeye başlar. Kişi birisi en azından birisi için önemli olduğunu hissetmezse onun tüm yaşamı önemsiz hale gelir."

Ego, OshoEgo, Osho
Aynur Taş 
 21 Şub 08:26 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Birisi senden daha güzeldir, bu incitir; birisi senden daha çok paraya sahiptir bu incitir; birisi senden daha bilgilidir, bu incitir. Seni incitecek milyonlarca şey vardır. Ama sen seni incitenin bu şeyler olmadığını bilmiyorsun çünkü onlar beni incitmiyor. Onlar seni egon yüzünden incitiyor

Ego, Osho (Sayfa 6)Ego, Osho (Sayfa 6)
@semra_ve_kitaplari 
25 Mar 18:35 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

"Şu kişi ölür, bu kişi ölür ve sen asla ölmezsin. Sen her zaman onlar için üzülürsün, sen her zaman onlara elveds demek için mezarlığa gidersin ve sonra yineden eve dönersin.
Bu seni kandırmasın çünkü tüm bu insanlar da aynı şeyi yapıyordu. Ve hiç kimse istisna değildir. Ölüm gelir ve senin isminin, senin şanının tüm kurmacasını yok eder. Ölüm grkir ve basitçe her şeyin kurmacasını siler,ayak izleri bile kalmaz."

Ego, Osho (Sayfa 23)Ego, Osho (Sayfa 23)
merve yaprak 
06 Ara 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Kadınlar için onların hastalıklarının, zihinsel problemlerinin yüzde doksan dokuzunun temelde sevgi ihtiyacı olduğu doğrudur.

Ne zaman bir kadını seversen onun hiç sorunu olmaz. Ne zaman sevgide bazı sorunlar olursa pek çok problem ortaya çıkar. Artık o ilgi için can atıyor. Ve psikanalizciler bu ilgi alma ihtiyacını sömürüyorlar çünkü psikanalizci profesyonel bir ilgi verendir. Sen ona gidersin: O bir profesyoneldir. Bir saatliğine sana dikkatlice bakar. Ne söylersen söyle, ne saçmalarsan saçmala, sanki Vedalar vaaz ediyormuş gibi dinler. Ve o seni, zihnini ortaya çıkartmak için daha çok konuşman, alakalı ya da alakasız herhangi bir şey söylemen için ikna eder. O zaman çok iyi hissedersin.

Hastaların yüzde doksan dokuzu psikanalizcisine âşık olur, biliyorsun. Ve danışan-uzman ilişkisini koruyabilmek büyük bir problemdir çünkü bu kısa süre sonra bir aşk ilişkisine dönüşecektir. Niçin? Neden kadın hasta erkek psikanalizciye âşık olur? Yahut tersi: Niçin erkek hasta kadın psikanalizciye âşık olur? Sebep, ilk defa bu kadar çok ilginin verilmiş olmasıdır. Sevgi ihtiyacı giderilir.

Senin temel varlığın değişmedikçe sorunları çözmekten hiçbir şey çıkmaz. Senin yenilerini yaratmada sonsuz bir potansiyelin vardır.

Meditasyon ilk olarak seni bağımsız yapmak için ve ikinci olarak da, bilincinin türünü ve kalitesini değiştirmek için bir çabadır.

Yeni bir bilinç niteliğiyle eski sorunlar aynı anda var olamazlar: Onlar basitçe kaybolur. Örneğin, sen küçük bir çocuktun; senin farklı türde bir sorunun vardı. Biraz daha büyüdüğünde onlar basitçe kayboldu. Onlar nereye gitti? Onları asla çözmedin, onlar basitçe kayboldu. Hatta sen çocukluğuna ait problemlerin ne olduklarını hatırlayamazsın bile. Fakat sen büyüdün ve bu problemler basitçe ortadan kalktı.

Sonra biraz daha büyümüştün, farklı bir tür problemin vardı; yaşlandığında onlar orada olmayacaktır. Onları çözebileceğin için değil —hiç kimse sorunlarını çözemez— kişi sadece onların içinden gelişir. Onlar yüzünden pek çok kez intihar etmeyi düşündüğün mevcut olan, çok acil, çok tahrip edici kendi sorunlarına yaşlandığında güleceksin. Ve o zaman yaşlandığında basitçe kahkaha atacaksın: Tüm bu sorunlar nereye gitmiştir? Onları çözdün mü? Hayır. Sadece geliştin. Bu problemler belli bir gelişim durumuna aittir.

Aynı durum bilincin içinde derinlemesine geliştiğinde de geçerlidir. O zaman da sorunlar kaybolmaya devam eder. Ve bir an gelir sen sorunların ortaya çıkmadığını fark edersin. Meditasyon analiz değildir. Meditasyon gelişimdir. O problemlerle ilgilenmez; o varlıkla ilgilenir.

Ego, OshoEgo, Osho
merve yaprak 
 06 Ara 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

İnsan sadece iki şekilde huzur bulabilir: O yeniden bir hayvana dönüşebilir. O zaman o tek olacaktır, o zaman hiçbir bölünme olmayacaktır, o zaman huzur olacaktır, sessizlik, ahenk... Ve milyonlarca insanın yapmaya çalıştığı şey farklı şekillerde hayvan olmaktır.

Savaş insana yine hayvan olma şansı verir; bu yüzden savaşın büyük bir çekim gücü vardır. Üç bin yıllık tarihte insan beş bin savaş yapmıştır; sürekli olarak bir yerde yahut diğerinde savaş devam eder. İnsanın diğer insanları öldürmediği tek bir gün bile geçmez. Niçin yok etmede, öldürmede bu kadar çok zevk vardır? Sebep insan psikolojisinin derinliklerindedir.

Öldürdüğün an sen birden tek olursun; yeniden hayvanlaşırsın, ikilik kaybolur.

Bu yüzden de öldürmede, intihar etmede muazzam bir çekim gücü vardır.

İnsan henüz saldırgan olmamaya ikna edilememiştir.

Şiddet yükselir. İsimler değişir, sloganlar değişir ama şiddet aynı kalır. O din adına, siyasi ideoloji adına ya da saçma şeyler adına olabilir; bir futbol maçı insanların saldırganlaşması için yeterlidir, bir kriket maçı yeterlidir.
İnsanlar şiddetle o kadar ilgililerdir ki şayet kendileri yapamazlarsa —riskli olduğu ve sonuçları göze alamadıkları için — saldırgan olmak için başkaları aracılığıyla bunun yolunu bulurlar. Bir filmde ya da televizyonda şiddet mutlak bir gerekliliktir; şiddet olmadan hiç kimse filmi seyretmeyecektir. Şiddet ve kan görerek birden sen hayvan geçmişini hatırlarsın; şimdiki anını unutursun, geleceğini bütünüyle unutursun; sen geçmişin haline gelirsin.

Özdeşleşirsin; ekranda olan şey bir şekilde senin kendi hayatın halini alır. Sen artık seyirci değilsin; bu anlarda sen bir katılımcı halini alırsın; uyumlu hale geçersin.

Şiddetin muazzam bir cazibesi vardır.

Cinselliğin muazzam bir cazibesi vardır çünkü sadece sen cinsellik anlarında tek haline gelebilirsin; aksi taktirde sen iki, bölünmüş olarak kalırsın. Ve sıkıntı ve mutsuzluk ısrarla kalır.

Şiddet, seks, uyuşturucuların hepsi en azından o anlık, geçici olarak geçmişe dönmene, tamamıyla hayvan olmana yardımcı olur. Ancak bu, sürekli bir hal olarak kalamaz.

Temel bir kanunun anlaşılması gerekir: Hiçbir şey geriye dönemez. En iyi ihtimalle öyleymiş gibi yapabilirsin, en iyi ihtimalle kandırabilirsin fakat hiçbir şey geriye doğru gidemez çünkü zaman geriye doğru ilerlemez. Zaman hep ileri doğru gider. Genç bir adamı bir çocuğa döndüremezsin ve yaşlı bir adamı genç bir çocuğa döndüremezsin; bu imkânsızdır. Ağaç orijinal tohuma döndürülemez; bu imkânsızdır.

Evrim sürekli olarak devam eder durur. Ve onu engellemenin yahut onu geriye doğru zorlamanın bir yolu yoktur.

Bu nedenle insanları hayvanlaştırma ve huzur bulma çabaları başarısızlığa mahkûmdur. Alkol de yahut diğer uyuşturucularla —marijuhana, LSD— sarhoş olabilirsin, bütünüyle kendini kaybedebilirsin. Bir an için tüm kaygılar yok olur, bir an için varoluş probleminin bir parçası olmayabilirsin, bir an için tamamıyla farklı bir boyuta yönelebilirsin; fakat sadece bir an için.

Yarın sabah geri döneceksin ve geri döndüğünde dünya daha öncekinden hiç olmadığı kadar daha da çirkin olacak ve hayat daha önce hiç olmadığı kadar çok problem olacak. Çünkü sen sarhoşken, bilinçsizken, uyuşturucunun içinde uyuklarken problemler büyüyordu. Problemler daha çok ve daha çok karmaşık hale geliyordu. Sen problemlerin ötesine geçmiş olduğunu zannederken problemler varlığının içinde, bilinçaltının içinde daha çok kökleşiyordu.

Yarın yeniden aynı dünyanın içinde olacaksın; o, senin sarhoşlukla, unutarak, indirgeyerek elde ettiğin huzur ile kıyaslandığında daha çirkin görünecek. Bu huzurla kıyaslandığında dünya daha da çok tehlikeli, daha çok karmaşık, daha korkutucu görünecektir. Ve o zaman tek yol şudur: Uyuşturucunun dozunu artırmaya devam et ancak bu da uzun süre fayda etmez. Ve bu muammanın dışına çıkmak için bir yol değildir. Muamma kalır, ısrar eder.

Tek yol ilahi olana doğru gelişmektir, tek yol ileriye doğrudur. Tek yol senin potansiyelin haline gelmektir; tek yol potansiyelini gerçek olana dönüştürmektir.



İnsan potansiyel Tanrı'dır. Ve o gerçek Tanrı haline gelmediği sürece tatmin olma olasılığı yoktur, insanlar bunu da denemiştir: Nasıl ilahi olmalı? Ve ilahi hale gelirken hayvanı ne yapmalı? Çağlar boyunca yeniden ve yeniden ortaya çıkmış olan en basit çözüm şudur: Hayvanı bastır. Bu da aynı çözümdür; şiddetle, seksle, uyuşturucuyla ilahi olanı bastır, ilahi olanı unut. Tek çözüm budur: Asla başarılı olmamış, olamayacak tek çözüm budur. Doğanın tabiatı gereği bunun başarısız olması kaçınılmazdır. O zaman akla ikinci öneri gelir: Hayvanı bastır, hayvanı unut, hayvanı arkada tut, ona bakma. Onu bilinçaltının bodrumunda derinliklere fırlat.

Böylece o, günlük hayatında karşına çıkmaz, böylelikle onu görmezsin.

İnsan neredeyse, aynı bir devekuşu gibi düşünür. Devekuşu düşmanı göremezse düşmanın var olmadığını zanneder. Bu yüzden devekuşu düşmanla karşılaştığında basitçe gözlerini kapatır. Gözlerini kapatarak zanneder ki artık onu göremediği için düşman yoktur. Dindar insanların yüzde doksan dokuzunun asırlardır yapmış olduğu şey budur. Yüzde biri Budalara, Krishnalara, Kabirlere bırakıyorum. Dindar insanların yüzde doksan dokuzunun yaptığı şey bir devekuşu egzersizinden başka bir şey değildir; tamamıyla boş bir egzersizdir.

Hayvanı bastır. Ancak hayvanı bastıramazsın çünkü hayvanın muazzam enerjisi vardır. O senin tüm geçmişindir; o milyonlarca ve milyonlarca yaşındadır. Onun sende derin kökleri vardır; ondan öyle kolaylıkla, sadece gözlerini kapatarak kurtulamazsın.

Sen basitçe aptallık ediyorsun.

Ve hayvan senin evindir, o senin temelindir. Sen bir hayvan olarak doğdun; diğer herhangi bir hayvandan farkın yok. Farklı olabilirsin ama değilsin; sadece doğarak farklı olmazsın. Evet, farklı türden bir bedenin var çok da farklı değil. Farklı türden bir zekân var ama çok da farklı değil. Fark nicelikseldir, niteliksel değil.

Artık bitkiler üzerine yapılan modern araştırmalar diyor ki bırakın hayvanları, bitkiler bile, zeki, duyarlı, uyanık, farkındadır. Birkaç araştırmacı hatta metallerin kendi türünden bir zekâsı olduğunu söylüyor. Yani insan ile fil, insan ile yunus, insan ile maymunlar arasındaki fark niteliksel değil nicelikseldir, sadece derecedir.

Biz birazcık daha zekiyiz hepsi bu. Bunun çok bir farkı yoktur, en azından herhangi bir fark yaratan bir fark değildir.

Niteliksel değişim sadece bir insan bütünü ile uyanık hale geldiğinde, bir insan bir Buda olduğunda gerçekleşir.

O zaman gerçek fark ortaya çıkar. O zaman o artık bir hayvan değildir. O zaman o basitçe dahidir. Fakat buna nasıl ermeli?

Bu yüzde doksan dokuz dindar insan bütünüyle yanlış bir şey yapmaktadır; mantık tamamen aynıdır.

Saldırgan, aklında cinsellikten başka bir şey olmayan insanlar, alkolikler tarafından kullanılan mantığın aynısı.

Aynı mantık: Hayvanı unut. Hayvanı unutmak için pek çok teknik geliştirilmiştir: Mantralar söyle. Böylelikle hayvanı unutabilirsin, mantra söylemekle meşgul olabilirsin. "Rama, Rama, Rama, Rama" diye tekrar et. Onu öylesine hızlı söyle ki tüm zihnin bu tek sözcüğün "Rama"nın titreşimi ile dolsun. Bu basitçe hayvandan uzak durmanın bir yoludur ve hayvan oradadır.

Yüzyıllar boyunca "Rama" demeye devam edebilirsin Yüzyıllar boyunca "Rama" demeye devam edebilirsin...hayvan böyle basit bir numara ile değişmeyecektir.

Hayvanı kandıramazsın. Bu sadece çok yüzeysel bir dindarlık olarak kalacaktır. Herhangi bir dindar adamı kazı ve içerde hayvanı bulacaksın; sadece birazcık kazıma ile. O, sözde dindarlık deriden daha kalın değildir. O sadece rol yapar, o sadece bir formalitedir, toplumsal bir törendir.

Kiliseye gidersin, İncil'i okursun, Gita'yı okursun, ilahi söylersin, dua okursun ama tüm bunlar resmidir. Kalbin onun içinde değildir. Ve içindeki hayvan sana kahkahalarla gülmeye devam ediyor, seninle alay ediyor. O seni çok iyi tanıyor, o seni, senin kim olduğunu, nerede olduğunu çok iyi biliyor. Ve o sana nasıl hükmedeceğini biliyor. Saatlerce mantra söylemeye devam edebilirsin ve sonra güzel bir kadın geçer ve birden tüm söylediğin mantralar kaybolur ve Tanrı'yı tamamen unutmuşsundur. Sadece fırından gelen koku...ve hepsi gitmiştir "Hare Krishna Rama...". Hepsi gitmiştir.

Herhangi küçücük bir şey yeterlidir! Birisi sana küfreder ve öfke vardır ve hayvan intikam almaya hazırdır, öfkeden kuduruyorsun. Aslında dindar insanlar herhangi birisinden daha çok öfkelenir çünkü diğerleri bastırmaz. Ve dindar insanlar herhangi birisinden daha çok cinsel olarak sapkındır çünkü diğerleri bastırmaz.

Dindar insanların rüyalarına bakmak gerekir çünkü gündüz o bastırmaya devam edip durur. O uyuduğunda geceleyin ne olacaktır?

Mahatma Gandi, yetmiş yaşındayken bile cinsel rüyalar görüyordu. Yetmiş yaşında niçin cinsel rüyalar?

"Gündüz disiplinli oluyorum; tüm gün tek bir seks düşüncesi bile aklıma gelmiyor. Fakat geceleyin gücüm yetmiyor, bilinçsizim. Bu yüzden tüm disiplin ve kontrol kayboluyor" demiştir. Sigmund Freud'un kavrayışı çok değerlidir: Bir insanı tanımak için uyanık hayatına değil, rüyalarına bakmak zorundasın. Onun uyanık hayatı sahtedir. Onun gerçek hayatı kendisini rüyalarda ortaya çıkarır çünkü rüyaları daha doğaldır; bastırma yoktur, disiplin yoktur, kontrol yoktur. Bu yüzden psikanaliz senin uyanık hayatını umursamaz. Sadece anlamaya çalış: Senin uyanık hayatın o kadar sahtedir ki psikanaliz ona hiç inanmaz. O değersizdir. Psikanaliz senin rüyalarına sızar çünkü rüyalar senin sözde uyanık hayatından çok daha hakikidir. Bizim gerçek hayat zannettiğimiz uyanık hayatın psikanalist tarafından gerçek olmadığının düşünülmesi; onun rüyalarından daha az gerçek olduğunun düşünülmesi ironiktir. Senin rüyaların çok daha gerçektir çünkü onu çarpıtmak için orada değilsindir, derin uykudasındır. Bilinçli zihin uykudadır ve bilinçaltı söylemek istedikleri için serbesttir. Ve bilinçaltı senin gerçek zihnindir. Çünkü bilinç sadece senin bütün zihninin onda biridir. Onda dokuzu bilinçaltıdır: Bilinçli zihninden dokuz kat daha büyük, dokuz kat daha güçlüdür. Ve sen cinselliğinle, öfken, hırsınla savaşırken ne yapacaksın?

Onları bilinçaltına, bodrumun karanlıklarına, onları görmeyerek onlardan kurtulduğunu sanarak atmaya devam edeceksin. Onlardan kurtulmuyorsun...

Dindar insanların yüzde doksan dokuzu bastırmaya devam eder ve sen ne zaman bir şeyi bastırırsan o sende daha derine iner, o senin varlığının daha çok bir parçası olur. Ve o seni öylesine ince şekillerde etkilemeye başlar ki onun farkında bile olmayabilirsin. O son derece dolambaçlı rotalara yönelir: O doğrudan bir şekilde gelemez çünkü o doğrudan gelirse onu bastırırsın. O zaman o, öylesine ince yollardan, öylesine dolambaçlı yollardan, öylesine seni kandıran yollardan, maskelerle gelir ki onun cinsellik olduğunu anlayamazsın bile.

Hatta o, ibadet, sevgi, dini tören maskesini kullanabilir. Ancak şayet derine inersen, şayet kendini seni gözlemleyebilecek ve zihninin içsel mekanizmasını seni anlayabilecek bir kimseye açarsan bunun farklı kanallardan hareket eden aynı enerji olduğu seni şaşırtacaktır. O başka kanallardan hareket etmek zorundadır çünkü hiçbir enerji asla bastırılamaz.

Bir kez ve herkes için bu anlaşılmalıdır: Hiçbir enerji asla bastırılamaz.

Enerji dönüştürülebilir ama asla bastırılamaz. Gerçek din simya; dönüştürme teknikleri, yöntemleri içerir.

Gerçek din hayvanı bastırmayı dGerçek din hayvanı bastırmayı değil, hayvanı saflaştırmayı, hayvanı ilaha yükseltmeyi, hayvanı kullanmayı, ilahi olana gitmek için hayvana binmeyi içerir. O muazzam güçte bir araç halini alabilir çünkü o güçtür.

Seks muazzam bir enerji olarak kullanılabilir; ona binerek Tanrı'nın kapısına kadar gidebilirsin. Ancak şayet onu bastırırsan giderek ve giderek daha çok düğüm halini alacaksın...

Eğer seksi bastırırsan öfkeli olacaksın; sekse dönüşmekte olan tüm enerji öfkeye dönüşecektir. Ve seksi olmak öfkeli olmaktan daha iyidir. Sekste en azından sevgiye ait bir şey vardır; öfkede saf şiddet vardır ve başka bir şey yoktur.

Şayet seks bastırılırsa kişi saldırgan olur; o kişi ya başkalarına ya da kendisine karşı saldırgan olacaktır, iki olasılık şunlardır: Ya bir sadist olacak ve başkalarına işkence edecektir ya da bir mazoşist olup kendisine eziyet edecektir. Ancak yapacağı şey eziyet olacaktır.

Asırlardır askerlerin cinsel ilişki kurmasına izin verilmediğini biliyor musun? Niçin? Çünkü şayet askerlerin cinsel ilişkisine izin verilirse, onlarda yeterince öfke, yeterince saldırganlık birikmez. Onların cinsellikleri serbest kalır, yumuşarlar ve yumuşamış bir kimse savaşamaz. Askeri seksten mahrum bırak ve onların daha iyi savaşması kaçınılmazdır. Aslında onun saldıranlığı cinselliğinin yerine geçer.

Ve Sigmund Freud yine tüm silahlarımız erkeklik organı sembollerinden başka bir şey değildir derken haklıdır: Kılıç, süngü, bıçak. Bunlar sadece erkeklik organı sembolleridir. Askerin başka birisinin bedenine, bir kadının bedenine girmesine izin verilmemiştir. Artık o girmek için çıldırıyor; artık o herhangi bir şey yapabilir. Çok büyük bir sapkın arzu onun varlığını ele geçirmiştir artık. Bastırılmış seks; birisinin bedenine süngüyle, kılıçla girmek ister...

Asırlardır asker cinsel arzularını bastırmaya zorlanmıştır.

Bu yüzyılda bir şeyin gerçekleştiğini gördük. Amerikan askerleri dünyadaki bilimsel olarak, teknolojik olarak en iyi donanımlı askerlerdir; onlar en iyi donanmış askerlerdir ama onlar tüm diğer askerlerden daha zayıf olduklarını kanıtlamışlardır. Vietnam'da, yoksul bir ülkede yıllar boyunca deneyip durdular ve sonunda yenilgiyi kabul ettiler. Niçin? Tarihte ilk kez Amerikan askeri cinsel olarak tatmin olmuştur; problem budur. Tarihte cinsel olarak tatmin olmuş, cinsel açlık çekmemiş ilk asker, o kazanamaz. Vietnam gibi yoksul bir ülke, Vietnam gibi küçük bir ülke: Bu bir mucizedir. Eğer psikolojiyi anlamazsan bu bir mucizedir. Tüm teknolojiyle, tüm modern bilimle, tüm bu güçle...bir Amerikan askeri hiçbir şey yapamaz.

Ancak bu yeni değildir; bu antik bir hakikattir. Hindistan'ın tüm tarihi bunu kanıtlar. Hindistan büyük bir ülkedir. En büyüklerden biri, sadece Çin'den sonra gelir, dünyadaki ikinci büyük ülkedir ve o, pek çok sefer küçük ülkeler tarafından fethedilmiştir. Türkler, Moğollar, Yunanlılar; kim gelirse bu büyük ülke hemen yenilmiş, ele geçirilmiştir. Sebep neydi? Ve fethetmeye gelen bu insanlar yoksul insanlardı ve açlık çekiyorlardı.

Benim kendi Hindistan tarihi analizime göre Hindistan geçmişte cinsel olarak bastırılmamıştı. O günler Khajuraho, Konarak, Puri gibi tapınakların inşa edildiği zamanlardı. Hindistan cinsel olarak bastırılmamıştı.

Sözde birkaç mahatma'ya rağmen ülkenin büyük bir kesimi cinsel olarak tatmin olmuştu; bir yumuşaklık, bir sevgi niteliği, bir zarafet vardı. Hindistan için savaşmak zordu. Ne için? Sadece kendini düşün: Eğer kavga etmek istiyorsan kendini cinsel olarak birkaç gün aç bırakacaksın. Muhammed Ali'ye ve diğer boksörlere sorabilirsin: Dövüşmeden önce birkaç gün cinsel perhiz yapmak zorundadırlar. Bu bir mecburiyettir. Olimpik yarışmacılara sorabilirsin: Olimpik yarışlara katılmadan önce birkaç günlüğüne kendilerini aç bırakmak zorundadırlar. O sana hamle kazandırır, o sana büyük bir saldırganlık verir, o seni savaşmaya muktedir kılar.

Daha hızlı koşarsın, daha hızlı saldırırsın çünkü içinde enerji kaynıyor. Çünkü asker bastırılmıştır.

Sadece dünyadaki tüm orduların cinsel olarak tatmin olmasına izin ver ve barış olacaktır. Sadece insanların cinsel olarak tatmin olmasına izin ver ve daha az Hindu-Müslüman çatışması, Hıristiyan ve Müslüman Haçlı Seferleri olacaktır. Tüm bu saçmalık kaybolacaktır.

Şayet aşk yayılırsa savaş kaybolacaktır: Her ikisi birlikte var olamaz.
Bastırmak doğru yol değildir: Dönüştürmek doğru yoldur.

Hiçbir şeyi bastırma. Şayet cinsellik varsa onu bastırma aksi taktirde başa çıkması daha zor olan yeni bir karmaşa yaratacaksın.

Şayet sen doğal kendiliğinden cinselliğe gelebilirsen her şey çok basit olacaktır. Her şey o kadar basit olacaktır ki hayal bile edemezsin. O zaman enerjin doğaldır ve doğal enerji dönüşümün önünde hiçbir engel yaratmaz.

Bu yüzden seksten süper bilince diyorum. Transformasyon ilk önce sen doğal varlığını kabul edersen gerçekleşir.

Doğal olan her şey iyidir. Evet, daha çoğu mümkündür fakat daha çoğu sadece sen doğanı bütünüyle kabul edersen, eğer onu kucaklarsan, eğer onunla ilgili hiç suçluluğun olmazsa mümkün olacaktır. Suçlu olmak, suçluluk hissetmek dindar olmamaktır. Geçmişte sana tam tersi söylenmiştir: Suçluluk duy ve sen dindarsın.

Sana diyorum ki suçluluk duy ve asla dindar olmayacaksın. Tüm suçluluğu bırak!

Sen, Tanrı seni ne yaptıysa osun. Sen, varoluş seni ne yaptıysa osun.

Seks senin yaratımın değildir: O Tanrı'nın armağanıdır.

TERAPİ

Niçin kucaklaşma böylesine inanılmaz etkili bir terapi aracıdır? Eskiden zihin açıklığının, zekânın ve analizin doğru yol olduğunu düşünürdüm fakat onların hepsi kucaklaşma ile kıyaslandığında çöplüktür.

İnsan ihtiyaç duyulmaya ihtiyaç duyar. Bu insanoğlunun en temel ihtiyaçlarından birisidir. Kişi özen gösterilmezse ölmeye başlar. Kişi birisi, en azından birisi için önemli olduğunu hissetmezse onun tüm yaşamı önemsiz hale gelir.

Bu nedenle sevgi var olan en büyük terapidir.

Dünyanın terapiye ihtiyacı vardır çünkü dünya sevgiyi özlüyor.

Gerçekten sevgi dolu bir dünyada hiç terapiye ihtiyaç olmayacaktır. Sevgi yeterli olacaktır, fazlasıyla yeterli olur. Kucaklamak sadece bir sevgi, sıcaklık, özen gösterme ifadesidir. Bir kişiden akmakta olan sıcaklık hissinin ta kendisi sendeki pek çok hastalığı eritir, buz gibi soğuk egoyu eritir. O seni yeniden bir çocuk yapar.

Psikologlar bir çocuğun kucaklanmadığı, öpülmediği sürece beslenmeye özlem duyduğu gerçeğinin gayet iyi farkındadır. Tıpkı bedenin yiyeceğe ihtiyaç duyması gibi ruh sevgiye ihtiyaç duyar. Çocuğun tüm fiziksel ihtiyaçlarını, tüm fiziksel konforunu sağlayabilirsin ama sarılmak eksikse çocuk bütünsel bir varlık olarak gelişmeyecektir. O derinde bir yerlerde üzgün, özen gösterilmemiş, göz ardı edilmiş, ihmal edilmiş olarak kalacaktır. Ona bakılmıştır ama ona annelik yapılmamıştır.

Şayet bir çocuğun kucaklanmazsa küçülmeye başladığı gözlemlenmiştir. Diğer her şey sunulduğu halde ölebilir bile, beden söz konusu olduğunda tüm özen gösterilmiştir fakat çocuk sevgi ile çevrelenmemiştir. O izole olur, o varoluşla bağlantısız hale gelir.

Sevgi bizim bağlantımızdır, sevgi bizim köklerimizdir.

Nefes aldığın gibi —beden için o mutlak bir şekilde gereklidir: Nefes almayı bırak ve artık yoksun — aynı şekilde, sevgi de manevi nefestir. Ruh sevgi ile yaşar.

Analiz bunu sağlamaz. Zekâ ve zihin açıklığı, bilgi ve akademisyenlik bunu sağlamaz. Terapi hakkındaki var olan her şeyi bilebilirsin, bir uzman olabilirsin ama şayet sevme sanatını bilmiyorsan terapi mucizesinin sadece yüzeyinde kalırsın.

Hasta için, acı çeken için bir şey hissetmeye başladığın an...yüz vakanın doksanında insanlar temelinde sevilmedikleri için acı çekmektedir. Şayet hastanın sevgi ihtiyacını hissetmeye başlarsan ve ihtiyacı giderebilirsen hastanın durumunda neredeyse mucizevi bir değişim olacaktır.

Sevgi kesinliSevgi kesinlikle en iyileştirici olgudur. Sigmund Freud ondan o kadar çok, öylesine korkardı ki...kucaklaşmayı bir kenara bırak hastanın yüzüne bile bakmaya hazır değildi. Çünkü onun mutsuzluğunu dinleyerek, onun kâbuslarını dinleyerek sempati duymaya başlayabilirdi. Onun gözleri ıslanabilir, gözyaşları akmaya başlayabilir hatta belki de savunmasız bir anda hastanın elini bile tutabilirdi.

Terapistle hasta arasındaki herhangi bir sevgi ilişkisinden o kadar korkuyordu ki belli bir yöntem yarattı. Hasta kanepede uzanmak zorundaydı ve kanepenin arkasında psikanalizci oturmak zorundaydı böylelikle birbirleri ile yüz yüze kalmak zorunda değillerdi.

Ve bir şeyi hatırla: Birbiri ile yüz yüze gelmekle sevgi gelişir. Hayvanlar sevgi geliştiremezler çünkü onlar birbirleri ile yüz yüze gelmeden sevişirler. Bu yüzden arkadaşlık, ilişki kurmak yoktur. Sevişmeleri bir kez bittiğinde kendi yollarına giderler; bir teşekkür ederim ya da hoşça kal ya da görüşürüz bile demeden ayrılırlar.

Hayvanların dostluk, aile, toplum yaratamamalarının basit nedeni sevişirken birbirlerinin gözlerinin içine bakmamaları, birbirlerinin yüzüne bakmamalarıdır. Sanki sevişme tamamıyla mekaniktir, insani bir unsur yoktur.

İnsanın her türden ilişki boyutu yaratmış olmasının basit nedeni, onun yüz yüze aşk yapan yegâne hayvan olmasıdır. O zaman gözler iletişim kurmaya başlar. O zaman yüz ifadeleri ince bir lisan haline gelir. O zaman ruh halleri ve duygular —zevk, mutluluktan kendinden geçme, orgazm ışığı— duygular değişir ve yakınlık gelişir.

Yakınlığa ihtiyaç vardır; o temel gereksinimdir.

Bu yüzden karanlıkta değil aydınlıkta; en azından loş ışıkta, mum ışığında sevişmek iyidir. Karanlıkta sevişmek sadece içimizdeki hayvansal bir şeydir, birbirinin yüzüne bakmaktan kaçmaktır...bir kaçınma stratejisidir.

Sigmund Freud sevgiden çok korkuyordu; o kendi bastırılmış sevgisinden korkuyordu. O bir şekilde müdahil olmaktan, bazı karışıklıklardan korkuyordu. O sadece dışarıda kalmak istiyordu, o kişiyle alakası olsun istemiyordu. Onun iç dünyasının parçası olmak, onun derin sularına girmek değil sadece bilimsel bir gözlemci, uzakta, ayrı, soğuk, mesafeli kalmak istiyordu. O psikanalizi sanki bir bilimmiş gibi yaratmak istedi. O bir bilim değildir ve o asla bir bilim olmayacaktır. O bir sanattır ve o sevgiye mantıktan çok daha yakındır.

Ve gerçek psikanalizci hastanın iç dünyasına derinlemesine inmekten kaçınmayacaktır; o risk alacaktır. O risklidir, o tehlikeli sulara girmektir. Sen kendin de boğulabilirsin. Ne de olsa sen de insansın. Başın derde girebilir, karmaşaya sürüklenebilirsin; sen kendin birtakım problemler yaratabilirsin ama bu risk alınmak zorundadır.

Bu yüzden Wilhelm Reich'ı çok seviyorum. Psikanalizin tüm çehresini, hastayı dahil ederek dönüştüren adam odur. Kanepeyi kaldırmıştır, şu kendini ayrı tutmayı kaldırmıştır. O Sigmund Freud'dan çok daha devrimcidir.

Sigmund Freud geleneksel kalmıştır; o gerçekten kendi bastırılmışlıklarından korkuyordu.

Şayet sen kendi bastırılmışlıklarından korkmazsan muazzam bir şekilde yardımcı olabilirsin. Şayet kendi bilinçaltından korkmuyorsan, şayet problemlerini birazcık çözdüysen; hastanın dünyasına dahil olarak, bir gözlemci olmaktansa bir katılımcı haline gelerek çok büyük bir şekilde yardımcı olabilirsin.

Aslında psikanalizcilerin —hatta bazen hastanın kendisinden de çok— kendi problemleri oluyor. İnsan Sigmund Freud'un korkusunu anlayabiliyor. Söz konusu ben olduğumda, bununla ilgili olarak kesin bir beyanda bulunmak isterim: Bir kimse gerçekten uyanmadığı, aydınlanmadığı sürece o gerçek, hakiki bir terapist olamaz.

Ego, OshoEgo, Osho

oSHo...bu isim gelince akla. Tüm fikirler durur. Bu Osho`dan okudugum ikinci kitab olmuş, ilk kitap ise Erkek. Osho`nu bu iki kitapla iyi tanidim ve iyi ki de tanımışım. Tum hayatimin deyisimine sebeb oldu bu kitaplar. Size de oneririm. Hayati daha derinden anlamaniza yardımçı olacak bir yazardir Osho. İyi günler.

Ego, OshoEgo, Osho