Tabii bize göre diğerlerinin ölçüleri hatalıdır. Neyin iyi ve doğru olduğuna dair herkesin ölçüsünün aynı olmaması ise oldukça can sıkıcıdır. Böylece herkes kendi değer ölçülerini savunmaya başlar, ama bu yetmez. Bu kez herkes mümkün olduğunca çok insanı kendi değerleri konusunda ikna etmeye çalışır. Son aşamadaysa iyi, doğru ve sağlıklı bir dünyaya kavuşmamız için bütün insanları kendi değerlerimize ikna etmemiz gerekir. Ama bir problem vardır; her bir insan bu şekilde düşünmektedir, böylece milyonlarca doğru arasındaki savaş da tüm hızıyla sürüp gider. Herkes sadece doğru olanı yapmak ister ama doğru nedir, yanlış nedir? İyi nedir, kötü nedir? Bunu bildiğini iddia eden çok insan olduğu için de yeni bir karar bizleri beklemektedir. Kime inanmalıyız? Ümitsiz bir durum.
Çoğu kişi zaten kendi değerlerine inanır ve o değerleri yaşar. Acaba sorun kendi değerlerimizi tek doğru kabul edip başkalarına dikte etmeye çalışmakta mı?
Sahi, parayı nereye harcayacaktım. Yaşamaya mı? Hayır, öyle değil galiba. Bir düşünün, para için hayatımızı harcadığımıza göre, karşılığında hayattan daha değerli bir şey almalıydık. Alabilmeliydik. Para kazanmak için yaşıyor idiysek, yaşamak için para kazanmaya ne gerek vardı ki?
Açlık ile sefalet içinde ihtiyaçlarını karşılayamadığın bir yaşama yaşam diyebiliyorsan -ki insanlar bu durumda olmamak için para kazanma uğraşında- yaşamak için para kazanmaya bence de gerek yok.
Anladığım kadarıyla Senai Demirci' nin serzenişi paraya tapar duruma gelen, kendini kandırıp her zaman fazlası için çabalayan bunu daha konforlu bir yaşamım olsun diye yaptığına inanıp sonu gelmeyecek bir konforluk ve lüks döngüsünde dönüp duran ve bu döngü içinde asıl amacını, yaşamı, manevi değerlerini unutan kişilere.