"Hiçbir yere gitme şansı olmayan bir çocuktum ama bulunduğum yerden beni dünyanın herhangi bir yerine götüren uçan bir atım vardı adeta: kitap. Harflerin arasına karışmak, harflerden oluşmuş ormanlarda dolaşmak, harflerden yapılmış kahramanlarla tanışmak hep bu uçan atın sırtındayken gerçekleşti benim için."
Bunca yıllık kitap koklayıcılığıma ilk ciddi uyarı Zeynep Atayman’dan gelmişti. Evindeki kitaplığından bana hediye ettiği kitapları koklayıp koklayıp bir kenara ayırdığımı görünce, “Doğru değil yaptığın. Eski kitapların sayfalarındaki bakteriler astıma yol açar,” diyen odur.
Yağmurlu sokaklardaki bihaber insanlar akşam telaşına düşmüşlerdi. Güzel bir Türk kadını çocuklarını yemeğe çağırıyordu; iki yaşlı adam bir kahvehanenin önünde akşam kahvelerini yudumluyorlardı; iyi giyimli bir çift, şemsiyenin altında el ele yürüyordu; konsere geciktiği anlaşılan smokinli bir adam otobüsten inip, ceketinin altında tuttuğu keman kutusuyla sokaktan aşağı koşuyordu.
Langdon her birinin hayatını nasıl geçirdiğini tahmin etmeye çalışarak etrafındaki yüzleri incelemeye başladı.
Topluluklar bireylerden meydana gelir.
İstanbul.
Artık Türkiye’nin başkenti olmayan şehir, yüzyıllar boyunca üç farklı imparatorluğun; Bizans, Roma ve Osmanlı’nın merkezi olmuştu. Bu yüzden İstanbul, tarihi en fazla çeşitlilik gösteren yerlerden biriydi. Şehir; Topkapı Sarayı, Sultanahmet Camii, Yedikule ile ilgili folklorik savaş, zafer ve yenilgi efsaneleriyle doluydu.
Eski Bizans başkentinde akşam olmuştu. Marmara Denizi’nin kıyısında yanan ışıklarla birlikte camiler ve ince minarelerden oluşan şehir silueti aydınlandı. Akşam namazı vaktiydi ve şehirdeki hoparlörlerden ibadet çağrısı yapan ezan sesleri yankılanıyordu.
La ilahe illallah.
Allah’tan başka ilah yoktur.