Ruh, ne elle tutulur, ne gözle gözükür. Öyle ise Batın'dır. Görmek, işitmek, bilmek hep
O'nun eseridir. O halde ruh eserleri ile aşikâr zatı ile gizlidir. Beden aynasında ruhun
eserlerini görüyoruz ve oradan ruhu tanıyoruz.
Sübhan olan yüce Hak mekânsız olduğu için ruh dahi aynı şekilde mekânsızdır. Ruh'un
beden ile olan bağlılığı Sübhan Hakk'ın âlemle olan bağlılığı gibidir. Ne ondan hariçtir. Ne
de ona dâhildir. Ne ona bitişiktir ne de ondan ayrıdır. Onu ruh ile beden arasında ayakta
durdurmasından başka bir irtibat anlaşılamaz.
"Ne mal iledir, ne sal iledir, Beyim ululuk kemal iledir."
Bir insan ne kadar zengin olursa olsun, ne kadar yaşarsa yaşasın, servetle ve ömürle ulu
olamaz. Bir insan ancak Allah'ı bilmekle kemal kazanır. Veliler Allah'ı bilmekle büyük
oldular. Cahil insanlar da Allah'ı terketmekle küçük oldular.
"Nasıl ki senin gözünün nuru ve nefsin, sana her şeyden daha zahir ve yakındır amma bu
zahirliği ve yakınlığı ile beraber onu görmezsin, bu böyle olduğu gibi şüphesiz senin onu
(Mevlâ Tealâ'yı) göremeyişin ancak sana ziyade zahir ve yakın olduğundandır."
"Çünkü senin nefsin, sana her şeyden daha yakındır. Ben, ben, dersin asla onu görmezsin,
hiçbir kimseye de onu göstermeye gücün yetmez." İşte buradaki iş çok incedir, bu görülmeye
gayret edilsin.
"Kim nefsini bilirse, muhakkak Rabbini bildi." Allah muvaffak edenlerin velisidir.