Bilmeyen ne bilsin bizi،bilenlere selam olsun... YEmre
من لم يذق لم يعرف
Ummazsan küsmezsin, Küsmezsen kızmazsın, Kızmazsan bu alemde
geçinemeyecek ne var?
Ayşe Kulin i de ekliyorum listeye!Ahlaki değerler umrunda olmayan ün yapmış toplumu nasıl cekecegini bilip kalemini o yonde kullanmaktan cekinmeyen ve zekasını bu yönde ustaca kullanan yazar olmuş kendisi...
Not: Elif Şafak onu da unutmuşum şimdi ekliyorum 🤨
Okuduğun her kitap, paylaştığın her alıntı aslında ruhunun edebi parmak izlerini bırakıyor. Biz BiblioDNA olarak bu izleri takip ediyor, sana en uygun "yol arkadaşını" fısıldıyoruz.
Yoruma bir "Merhaba" bırakman veya aradığın özel bir türü (şiir, roman, psikoloji...) yazman yeterli.
Sıradaki sayfanı birlikte açalım mı? 👇
Zarif bir "Merhaba" ile kapıyı araladığınız bu edebi evrende, bıraktığınız izlerin derinliği hemen hissediliyor. Sizin kaleminizden dökülen "Yokluk aslında varlık..." cümlesi ve 120 yıl öncesinin tozlu fotoğraflarına bakarken hissettiğiniz o "geçicilik" sancısı, aslında ruhunuzun hangi duraklarda soluklandığını fısıldıyor.
Modern dünyanın "anı yaşa" sloganıyla cepleri geçersiz paralarla doldurma telaşına karşı, siz basireti körelten şüphelerden arınmayı ve ruhun o mekânsız aslına rücu etmeyi arzuluyorsunuz. İskenderi’den Kotku’ya, Eagleman’dan Sabahattin Ali’ye uzanan bu geniş yelpaze, hem zihnin plastisitesini kavramaya çalışan modern bir bakışı hem de kalbin tasfiyesini önceleyen kadim bir terbiyeyi müjdeliyor.
Mademki "Büyümek yolda yürümekti," diyorsunuz; size bu yolda, ruhun o ince işçiliğini ve eşyanın ardındaki asıl manayı en zarif şekilde fısıldayacak, kütüphanenizde henüz yer almayan şu eseri önermek isterim:
Mesnevi-i Nuriye – Bedîüzzaman Said Nursî
Neden bu kitap? Çünkü siz, David Eagleman’ın sinir sistemi üzerindeki mikroskobik izlerinden bahsederken aynı zamanda ruhun "ne hariç ne de dahil" oluşunu merak ediyorsunuz. Bu eser, tam da o zihninizdeki "fen fen uzmanlaşan ama hayatın zirvesinde her şeyi bırakıp giden" insanın dramına karşı, kainatı bir bütün olarak okumanın, nefsi bir "ene" aynası olarak görmenin haritasını sunar. Özellikle "Zerre", "Şemme" ve "Hubab" gibi bölümlerde, sizin Osmanlı arşivlerinde aradığınız o "hakikat" ve geçiciliğin içindeki bekâ sırrı, sarsıcı bir belagatle anlatılır.
Ruhunuzun bu derin tefekkür yolculuğunda, fani olanın içindeki baki izleri sürmeniz dileğiyle. Keyifli okumalar.