Bilmeyen ne bilsin bizi،bilenlere selam olsun... YEmre
من لم يذق لم يعرف
Ummazsan küsmezsin, Küsmezsen kızmazsın, Kızmazsan bu alemde
geçinemeyecek ne var?
Mehmed Zahid Kotku
...Allah'ı bilecek, Allah'ı sevecek, Allah'a ibadet edecek bir kimse yoktu. Sadece Allah-u
Tealâ Hazretlerinin Zat-ı Pak-i Sübhaniyesi, Sıfat-ı İlâhiyesi, Esma-i İlâhiyesi vardı.
Allah-u Tealâ gizli bir hazine idi. Ancak kendi kendini bilir, kendi kendini severdi. Sonra
Mevlâ Tealâ sevdi ki, bilineyim, ibadet olunayım. Mevlâ Tealâ bilinmekliğini sevince sevgi
sıfatının sureti meydana çıktı. Sevgi sıfatının sureti, efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in
hakikati oldu. Buna taayyün-ü evvel denildi.
Gizli hazineden ilk dizilen tane Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in hakikati
oldu. Onun arkasından bütün Peygamberlerin hakikatları dizildi. Onun arkasından
bütün Melaike-i kiramın hakikatları dizildi. Sonra da bütün kâinat sırasıyla dizildi.
Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in hakikati öyle bir nurdur ki, diğer bütün
hakikatlerin madeni oldu...
Rüzgâra bulutu taşıması için kim emrediyor? Buluta suyu boşalt diye kim
emrediyor? Yağmur sebebiyle toprak yumuşuyor, taşa bir şey olmuyor, toprağı
yumuşatıp nemlendiren, çiçeklere, meyvelere, sebzelere şekil veren, tad veren, renk
veren, koku veren hep Mevlâ Tealâ'dır, perde arkasından hepsini yapıyor, biz de
zannediyoruz ki bahçıvan yapıyor. Bizim aklımız o kadar işte.
Hemen Allah diyelim, rabbimizin hakkını ödeyemeyiz, Allah demek de bizim
iyiliğimizedir. Kimin lütfuyla konuşabiliyoruz, Cenab-ı Hak'kın lütfuyla, kelimeler
boğazımızdan ses hamuru olarak çıkıyor, o ses hamurunu harf kalıbına, kelime
kalıbına, cümle kalıbına Mevlâ Tealâ koyuyor. Perde arkasından bütün işleri yapan
Mevlâ Tealâ'dır.
Allah-u Sübhanehü ve Tealâ'nın buyurduğu gibi: "Ve de ki: Hak geldi, batıl zail oldu.
Muhakkak batıl yok olucudur." (İsra suresi: 81) Büyük olan Allah doğru buyurdu. (Risale-
i Kudsiyye, Sh.53)
Hak gelince batıl gider, ilim haktır, cehalet batıl, ilim gelmeden cehalet gitmez. Her
şey kendi zıddı ile gider.
İlim gelir, cehalet gider, takva gelir, isyan gider, zühd gelir, dünya sevgisi gider.
Son zamanlarda hayatın geciciligini epey sorguluyorum eski Osmanlı arşiv resimlerine bakiyorum mesela o kadar hayatın icindeler ama şimdi yoklar resmin tarihi yuzyirmi yıl öncesi ne kadar tuhaf onlar da bastığımız topraklara bastı baktığımız yerlere bakti yediğimiz yerlerde yedi içti sonra geçti gitti peki o yüksek fikirli edebiyatcilarimiz bu kadar derin düşünce adamlari, kadinlari kitapları var kendileri yok insanlara faydalı olanları ne âlâ belki sadaka-i cariye; sonra bir anda başka biri falan falan alanda prof olmuş dünyayı gezmiş tirnaklariyla kaziyarak bir yere gelmiş sonra hayatının en zirvesinde birakip gitmis eee şimdi peki yetmiş seksen sene sonra bizden de kimse kalmayacak ne olacak... Ahireti düşünmeden anı yaşa anı yaşa derken cepleri gideceğimiz yerde geçmeyen paralarla doldurma telaşı ve hazirliksiz son... Gözümüzü kapatarak yürümeye hatta koşmaya yemin ettigimiz dünyanın gerçekliği...
Ey salik zamanı belli olsa bile vaat edilen işin olmaması seni Hakk'ın vaadinde şüpheye düşürmesin. Çünkü bu şüphe, basiretin körelmesine ve sır nurlarının sönmesine sebep olur.