Bir delikanlı ve bir genç kız biliyorum. Seviyorlardı birbirlerini. Bir defasında delikanlı, kızla buluştuklarında yasak olan bir şeye kalkıştı. Bunun üzerine kız, "Vallahi, kalabalık bir ortamda senden açıkça şikayetçi olur ve seni rezil ederim," dedi. Birkaç gün sonra, sultanın adamlarının, devlet ricalinin ve halife hanedanının katıldığı bir toplantıya gitmişti kız. Çok sayıda dedikoducu kadınlar ve hizmetçiler vardı orada. Delikanlı da oradaydı, çünkü devlet başkanının akrabasıydı. O kızdan başka şarkıcılar da vardı. Sıra kıza gelince, udunu akort etti ve şu eski beyitlerle şarkı söylemeye başladı:
Ayın on dördü gibi bir ceylandır o Bulutlardan çıkan bir güneş gibidir o Yorgun bakışlarıyla kalbimi esir aldı
Fidan boyu karşısında dallar kırıldı
Bir âşık gibi itaat edip boyun büktüm
Gururumu hiçe saydım bir tutkun gibi
Helâl yolla gel bana, kurbanın olayım Yasak bir aşk yaşamak istemiyorum
Ben ne demek istediğini anladım ve şunu söyledim:
Şu azara, haksız şikâyete ne demeli ki
Zalim bir hakem ve rakipten geliyor Başına gelenlerden yakınıyor ama
Derdini yalnız suçladığı kişi biliyor