Faruk İncioğlu

Faruk İncioğlu
@faruk_incioglu
Puan vermedi
Erol Güngör’ün işte bu kelami sahada yapmış olduğu organizasyonunda, sanat eserlerindeki yaptığı çalışmalarda vardığı sonuç “Bu nevi kelami yapılarda organizasyonun yek diğerine nispetle bir yenilik, sürpriz veya kontrast(tezat) teşkil eden unsurlardan meydana geldiğini göstermektedir.” Şüphesiz ki bir sanat eserini cazip kılan, okuyucu ve dinleyici de haz ve elem duygularını uyandıran pek çok iş ve dış sebep vardır. Bu sebeplerin en önemlileri “tezat” ve “beklenmeyen neticedir”. Mesela bir polis romanında şüpheli kişiler aşağı-yukarı eşit derecede cinayet zanlısıdır. Sonra eser önceden tahmin edilemeyen bir şekilde sona erer. Okuyucu bu sonucu eğer baştan fark ederse eserin bütün güzelliği sona erer. Kelami sahada bir eserin, ürünün meydana gelişi belli başlı yolları takip ederek gelişir. Ürünün içindeki olay , mizah, unsurları onu meydana getiren en önemli elemanlardır. Bugüne kadar oluşturulan; halkın bizzat katılımıyla meydana getirilmiş eserler içlerinde taşıdıkları ince zeka ,derin acı ,yoğun duyguları zaman geçtikçe daha basit bir yapıya doğru yönelmiş ya da yöneltilmiştir. Nasrettin Hocanın güldüren ,güldürdüğü zamanda da düşündüren fıkraları nüktedan yaklaşımı yerini belden aşağı, ucuz,boş alt yapısız komedi unsurlarına bırakmıştır. Sanat şüphesiz ki estetikten yoksun bir şekilde kendini bulmaya çalışması ve insanları etkisine alacak bir şekilde organize edilmediği sürece yapıt değerliğini de kaybeder. Çünkü bir sanat eseri oluşturulurken; kişi, hissettiği bir duyguyu yada arzulayıp göremediği bir hissedişi sunmak ister. Ne yazık ki günümüzde bu amansız, ve kapitalist ruhun getirmiş olduğu pazarlama tutkusu sanatçıyıda ele geçirmiştir. Popüler sanatçıların birçoğu piyasada bulunan mevcut eserini daha iyi pazalayabilmenin yolunu tutmuş ve kendisinin üretmiş
Kelâmî Sahada Estetik Yapı OrganizasyonuErol Güngör · Ötüken Neşriyat · 19992 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi
Sanat Tolstoy’a göre "İnsanın bir zamanlar yaşamış olduğu duyguyu, kendinde canlandırdıktan sonra, aynı duyguyu başkalarının da hissedebilmesi için hareket, ses, çizgi, renk veya kelimelerle belirlenen biçimlerle ifade etme ihtiyacından sanat ortaya çıkmıştı"2 der. Gerçektende insan, yaşadığı bir duyguyu ya da o an hissettiği bir duyguyu kendi becerilerine göre ortaya koyar. İnsanın yaşadığı bu özgün duyguyu(taklit etmeden), belirli bir estetik ölçülerine göre, sanat eserini oluşturması, onun sanatçı dediğimiz karaktere bürünmesini sağlar. Çünkü; milyarlarca insanın yaşamış veya yaşadığı dünyamızda, her birey kendi duygularını bir şekilde ortaya döker. Fakat biz bu ortaya koyulmuş şeylerin çoğundan haberimiz dahi olmaz. Belki de o insanların yazmış olduğu bir şiir ya da bir hikaye ya da bir resim; o öldükten sonra hiçbir işe yaramayıp ya bir çöpe bırakır kendini ya da yanan bir ateşin içine. Çünkü sanat eserinin belirli bir ölçüde saygınlık kazanması için belli bir estetik değerine sahip olması gerekir. Sanat eserlerinin -büyük bir çoğunluğunun- insanlar üzerinde birçok etkide bulunabilir. Kişi mesela bir sanat eserinin içinde gezerken-tarihi bir cami gibi- o an onun o muhteşem güzelliği karşısında etkilenip, kendini çok mutlu hissedebilir. Bu tarz olumlu veya olumsuz örnekleri çoğaltabiliriz. Şu bir gerçektir ki sanat eserleri insanı anlık ta olsa birtakım duygusal etkilere maruz bırakabilir. Yukarıda bahsettiğimiz gibi bu da sanatın insan üzerinde birtakım etkiler içine aldığını gösterir.
Sanat Nedir?Lev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20191,595 okunma
Ali Şeriati - Sanatı
Puan vermedi·256 syf.··
2026 277. kitabı
Ali Şeriati sanatı şöyle açıklamaktadır: “Sanat var olandan kaçıştır…Bizi sanat yapmaya zorlayan şey, var olandan kaçış duygusudur…Var olandan kaçış,var olandan nefret ,sanatı meydana getirir.Sanatın insan için büyük anlamlar ifade ettiğini,toplumun can damarlarından birini oluşturduğunu söylemeye bile gerek yoktur.İnsan sanatsız yapamaz bu dünyada .Sanatsız bir toplum ,sanatsız bir medeniyet düşünülemez yeryüzünde!..” 5 Sanat var olandan kaçıştır. Ali Şeriati burada, insanların hayatta bir takım şeylerde eksik ve karanlık bir yönü olduğunu söyleyerek, insanların bu varolan şeylerin eksik ve karanlığından kurtarmak için bir takım faaliyetlere yöneldiğini söyler. İnsan bu karanlık ve eksikliklerden kendini kurtarmaya çalıştığı şey sanattır. Kendisinin dediği gibi “bizi sanat yapmaya zorlayan şey varolandan kaçıştır.” Bizler bu dünyadaki karanlık zindandan, birtakım eksikliklerden ve kötü şeylerden, kendimizi kurtarmaya çalışırız. İnsanı bu noktada sanat yapmaya zorlayan şey ise bu eksilikleri varolmayanları giderme arzusudur. Özellikle Ali Şeriati’nin bu vurgusu yaşadığımız bu çağda daha bir geçerlidir. Çünkü bu çağın getirmiş olduğu, özellikle de gençlik üzerinde oldukça etkili olan, teknolojiyle beraber ortaya çıktığı yanlızlık duygusu, nefret, antisosyal duygularda popüler olan sanat eserleri genellikle karamsar ve ruhun ıstaraplardan kaynaklanan yapıtlardır. Tabi ki sadece bu çağ için değil. Genellikle sanat eserlerinde; en çok acıyı, ıstırabı ve serzenişi konu olan yapıtlar daha bir el üstünde tutulur boyuttadır. Özelliklede birçok edebi eserlerde bunu görebiliriz. Fuzuli’nin Leyla ile Mecnun’u olsun, Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı olsun bu tür sanat eserlerinde hep bir acı, ıstırap vardır. Mesela Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sındaki baş kahramanı Rasnalnikov’un
1000Kitap
SanatAli Şeriati · Fecr Yayınevi · 2008240 okunma
Puan vermedi·848 syf.··
2026 276. kitabı
İki ayrı dünyadır: Wittgenstein, özü aynı olan. Büyük bir dönüş ve bitmeyen felsefe. Çünkü o Tractatus’un önsözünde şunları yazmıştı: “Kitap felsefe sorunlarını ele alıyor ve-sanıyorum- gösteriyor ki, bu sorunların soru olarak ortaya çıkmaları, dilimizin mantığının yanlış anlaşılmasına dayanır.” ve devam eder “Böylece, şu kanıdayım ki, sorunları özlerinde sonuna dek çözdüm.”1 der, önsözünün sonlarında. Fakat yanılmıştı Wittgenstein. O, tüm sorunları çözdüğüne inandığı felsefeyi tamamen bırakarak, artık hiç geri dönmeyeceğini sanarak, kendine, felsefesine uygun olarak iş aramaya koyuldu. Çünkü babasından kalan mirasın bir kısmını entelektüel çevreye, geri kalan kısmını ise kız kardeşine bağışlamıştı. Onun için yapacak tek bir şey kalmıştı, tüm sorunları çözdüğüne inandığı felsefeden sonra kendisinin inandığı felsefeyle bağlantılı iş yapmasıydı. Şüphesiz ki onun bu fikirlerinin oluşmasını sağlayan kendisinin defalarca okuduğunu söylediği Tolstoy’un İncil’i, Thakur’un fikirleri ve belki de Schopenhauer olmuştu.Belki de o artık Tolstoy’un İncil’indeki Wittgenstein’a gösterdiği yolu aramak üzere, bir İsa yaşamı, yani basit bir yaşam modeli belirleyerek mutluluğa ulaşmakdı.2O, Birinci Dünya Savaşı’na katıldığı zaman da şöyle bir not almıştı: “Mutlu bir biçimde yaşamak için ne yapman gerektiğini biliyorsun .” der. Yine devam eder: “Neden yapmıyorsun peki? Çünkü akılsızsın. Kötü hayat akıldan yoksun hayattır.” Ve bunun için Wittgenstein Tanrıya dua eder; kendisine güç vermesi için.3İşte onun mutlu biçimde yaşaması için bildiği şey ise, bir İsa hayatı gibi basit ve yalın bir yaşam sürmesiydi. (O, basit yaşam için, giyimine dahi dikkat etmeye başlamıştı. Ömründe tüm bu geçiş aşamasından sonra çok nadiren kravat takmaya başlamıştı.4) Bunun içinde mirasını dağıttı ve kırsal da
WittgensteinRay Monk · Kabalcı Yayınevi · 200533 okunma