Adı:
Sanat Nedir?
Baskı tarihi:
3 Ocak 2019
Sayfa sayısı:
377
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944881739
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Lev Nikolayeviç Tolstoy (1829 - 1910): Anna Karenina, Savaş ve Barış, Diriliş gibi romanların büyük yazarı, ömrünün son otuz yılında kendini tümüyle kuramsal çalışmalara vermiş, insan, aile, din, devlet, toplum, özgürlük, sanat, estetik gibi konular 
üzerinde yazmaya yönelmiştir.

Sanat Üzerine, Tolstoy'un kuramsal yapıtları arasında dikkati çekici bir yere sahiptir. İlk kez 1897'de yayımlandı. Rusya'da hep sansüre uğradı. Sansürsüz ilk baskısı 1898 yılında Londra'da, İngilizce olarak yapıldı; Tolstoy da bu baskıya bir önsöz yazdı. On beş yıllık yoğun bir çalışmanın ürünü olan Sanat Üzerine yazarın üzerinde en fazla uğraştığı yapıtıdır. 
(Arka Kapak)
377 syf.
·Puan vermedi
Tolstoy’un kendi dönemindeki sanat anlayışını ele alıyor. Kendince yaptığı yorumlar, beğenileri... uzun bir sürede yazmış olması bana göre dezavantajı olmuş kendi ile çelişmesine sebep olmuş. Tek değişmez fikri dini fikirleri, ilahi görüşü. Sanatı dinle örtüştüren bir kitap. Kimseyi beğenmiyor oluşu o dönemki minimalist görüşten kaynaklanır diye düşünüyorum. Okuyan varsa üstünde tartışabiliriz ;)
377 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Tolstoy’un “sanat toplum içindir” yaklaşımıyla yazdığı ve birçok insan için basit karşılanan “güzellik, Estetik” gibi kavramların aslında o kadar da basit değil aksine üzerine kafa yorulan ve birçok felsefeci ve kuramcı tarafından bu terimler için ciltlerce kitabın yazıldığını öğretiyor.
Okurken birçok felsefecinin bir sanat terimine olan farklı yorumları okuyucuya kafa patlatma imkanı veriyor.
KESİNLİKLE OKUNMALI.
377 syf.
·17 günde·Puan vermedi
Evet, Sanat nedir?.. Sanat'ın ne olduğunu öğrenebilmek adına okumaya başladığım bu kitabı, ân itibariyle bitirmiş bulunmaktayım. Başlar başlamaz da sayfaların arasına toplanan böylesine zengin zekâlı insanların birbirleriyle olabildiğince eğlendikleri... Birbirlerinin yüzlerine bakarak alttan alttan gülümsedikleri... Zengin oldukları için asil görünmeğe çalıştıkları... Ve bazen de daha önce ismini bile duymadığım yazarların ve şairlerin söz ve şiirlerinden nutuklar attıkları; tanımadığım bir sürü ünlü ressamların 'el emeği göz nuru' eserlerine, tablolarına bakarak fikirlerini bildirdikleri bir ortamda olabildiğine fakirlik içinde kıvranan zekâmın 'ezik' duruma düştüğünü farkettim. Ama ilerleyen saatlerde o eziklik hissi kaybolmaya başladı yavaş yavaş. Doğrusu biraz rahatladım...

Tolstoy durumumu farketmiş olmalı ki; uzaktan bana bakarak işaret diliyle bir şeyler söylemeğe çalıştı; ben ise -tam olarak ne dediğini anlamasam da- başımı ileri geri hareket ettirerek "Tamam" diye onayladıktan sonra; Tolstoy, şeytanvâri bir tebessüm eşliğinde göz kırparak yüzünü yanındaki fransıza döndü. Sanırım,  "hiç canını sıkma. Gez, toz, dolan.. eğlenmene bak.. bir köşeye yapışıp kalma. Ortama ayak uydurmaya çalış." demek istiyordu. Göz kırpma ve tebessüm ise "bakma bunların zengin görünmelerine. Ben şimdi onlara gününü gösteririm." anlamına geliyordu. :))

İşte ondan sonra aynen öyle yaptım. Ortama ayak uydurmaya başladım. Uydurabildim mi peki?.. Evet... Hem de nasıl!.. Bir sürü insanla tanıştım. Tanıştığım insanlara ise -bir iki hal hatır kelamı ettikten sonra- ünvanladığım iki soru oluyordu: Ne iş yapıyor sunuz ve hangi ülkeden geldiniz? Ve çoğunluğun Fransız, Rus ve İngiliz yazar ve şairler olduğunu öğreniyordum. Nadiren de olsa diğer avrupa ülkelerinden şairler, yazarlar ve müzisyenler çıkıyordu karşıma. Konuşulanları olanca dikkatle dinlemeye çalışıyordum. Diyecek bir sözüm olduğu zaman da susuyordum veya çok az konuşmaya çalışıyordum. Ağzımdan çıkan her kelimeye dikkat etmeğe çalışıyordum. Çünkü; neredeyse her sözden farklı farklı anlamlar çıkıyordu ortalığa... "Bu sözle ne demek istedin.?" şeklindeki başlar hep bana taraf yöneliyordu nedense. :)) Sayfalar arasındaki ziyafetin ilerleyen saatlerinde, Tolstoy, gelen konuklara "Sanat Nedir?" diye bir şeyler soruyor, fikirlerini ve düşüncelerini öğreniyor; sonra ise konu hakkında kendi düşüncelerini de belirterek son noktayı koyuyordu. Son nokta dediysem, öyle böyle değil... Tolstoy sözünü söyledi mi kimseye söz söyleyecek boş bir yer bırakmıyordu neredeyse... Hattâ bir ara "Bilim" hakkında da bir şeyler konuşulduğunu duyar gibi oldum. Ama esas konu Sanat üzerine olduğu için fazla sürmedi bu konuşmalar. Çok iyi* bir ziyafetti gerçekten... Vedalaşırken de üzerinde birkaç yazar, şair, müzisyen ve ressam isimleri bulunan bir not bıraktı Tolstoy bana... "Belki ileride bir işine yarar" diyerekten...

Kesinlikle bu kitap okunulmalı diye düşünüyorum. Bu kitabı okumayan pişman olmaz belki ama okuyan biri, "okumayan pişman olur" diye geçirir içinden... İncelemede saçmaladığımın farkındayım. Derdini anlatamayan insanın en sonunda sükûnete dalması gibi; susmasını bilmeyen insan da çoğu zaman saçmalamaya başlar benim gibi!.. :))

Şaka bir yana da, kitap hakikaten bol bol bilgi barındırıyor. Aklınıza takılan bir sürü sorunun cevabını bulabileceksiniz şübhesiz.

Sanat nedir, ne değildir?
Sanatçı kimdir veya kimlere sanatçı denir?
Sanatçının başlıca özellikleri nelerdir?
Gerçek sanat ve taklidi sanatı birbirinden ayıran özellik nedir?
Bilim nedir?
Bilimin amacı nedir, ne olmalıdır veya ne olmamalıdır?
Bilimin faydaları ve zararları nelerdir?
Bilim faydalı mıdır, değil midir, neden faydalıdır veya neden faydalı değildir? ve saire.. ve saire.. gibi tüm bu soruların cevabı bu kitapta... Gönül rahatlığıyla yediden yetmişe herkese tavsiye edilir türden bir eser. Başlarda biraz zorlanabilirsiniz belki ama, ilerleyen sayfalarda çok kolay anlaşılıyor anlatılmak istenen her şey...

Bir de kitabın sonlarında, Şekspir'in yazmış olduğu bir oyunun uzunca bir incelemesini yazıyor Tolstoy. O oyun ki, hakkında ne medhiyyeler yapılmıştır... "İşte gerçek sanat budur!.." dedikleri... Öve öve bitirilemeyen bir oyunun aslında ne mene bir şey olduğunu anlatıyor Tolstoy bizlere. Bunun için Tolstoy'a, sanki "ne kadar bedbaht(!) bir insansın. Shakespeare'i eleştirmek ne mümkün.(!) Zavallı!.." diyenler -bakışlarıyla- bile olmuştur. Fazla detaylara girmeden incelemeyi burada sonlandırıyorum. Hoşça kalın...

Bol istifadeli okumalarınızın olması dileyiğle...


 (*), Burada, belki alışılmış bir kelime olan "güzel" kelimesini kullanmam gerekirdi ama Tolstoy; "güzel" ve "iyi" kavramlarını öylesine iyi bir şekilde açıkladı ki, "güzel bir ziyafet" yerine "iyi bir ziyafet" yazmamın daha doğru olacağını düşündüm. :)

Not: Herkesin düşüncesi kendisine hastır. Sizlerin bu kitap hakkındaki düşünceleriniz; burada yazılanlarla örtüşmeye bilir.
377 syf.
·4/10 puan
Sanat Nedir? kitabının yarısına değin, keşke tüm sanat kuramları çalışmalarından evvel bunu okusaymışım, dedim. Ancak, eleştiriler yerinde, doğru tespitlerle ilerken, “din ve sanat” isimli başlıktan sonra, Tolstoy iyice yobaz bir tutumla, kendi yarattığı şaheseri eliyle hiç ediyor. Din konusuna gelmeden evvel;
.
İlk olarak, sanatın nasıl kaymak tabakının tekeline girdiğini, halkın, sanata ulaşmanın zengin işi olduğunu vurgulamış, buna katılıyorum. I. ve II. Dünya Savaşı’na kadar böyle idi. Toplar, tüfekler, zenginlerin kutsalını yerle bir edip, elit sınıfı da düşkün hale sokunca, sanat halklaştı.
.
Resim sanatında empresyonistleri, galeriye gitmiş bir eleştirmenin görüşlerinden faydalanarak, tuvale kat kat sürülmüş boya, ne idüğü belirsiz figürler ve sonucun kötü sanat yarattığını yazıya dökmüş. Öncelikle, Tolstoy’un kesinlikle çelişkiye düştüğü noktaları saymaktan sıkıldığımı söyleyeyim. Sanat eleştirmenlerinin, sanatı eleştirebilecek güçte ve eğitimde olmadığını -ilk çelişki, sanat eleştirilerine karşı olan birisinin de eleştirmen edasıyla, sanat yapıtlarını eleştirmesi oldukça tuhaf, ki eğitime de karşı, neyi savunuyorsun acaba- halkı sanattan uzaklaştırdığını, onu süslü ve anlamsız kavramlarla mistifikasyon yaratmakla suçluyor. Sanat tarihçileri ve sanat eleştirmeninin, sanatseverlere karşı küçümseyici görüşleri gerçekten olan bir olgu. Tolstoy da aynı çukura düşüyor. Okurken, nefesimi daraltan kısım, “NÜ” çalışmaların ahlaksızlığı savunduğunu, bu tür işleri teşhircilikle suçlaması ve asla sanat yapıtı olamayacağıyla ilgili görüşleri idi. Fena hâlde kapalı görüşlülük, keskinlik ve buram buram bilgisizlik kokan bölümdü.
.
Din, sanat ve bilimle ilgili bölümler, üstüne karşı tez yazılacak kadar ters düşünce, yanlış argümanlarla dolu. Bir çalışmanın, sanat eseri olabilmesi için, dinden yararlanması gerektiğine inanmıyorum. Tolstoy, dünyaca kabul görmüş aydınlanmacı düşüncenin 16. yüzyılı, (Rönesans) parlak değil karanlık olduğunu savunuyor. Barok döneminden söz etmiyor ama, Barok’un İncilsevici sanatının savunması yaptığı açık çok bence.
377 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Sanat kitabından çok dinsizliği kınayan bir kitap okudum sanki. Sanat eseri bir yönüyle dine değinmiyorsa sanat eseri olmuyor ama değinirse sanat eseri oluyor olarak lanse etmiş çoğu yerde. Burada değinilmesini istediği din de sadece Hristiyanlık. Eğer Hristiyanlıktan bahsediliyorsa, harika bir sanat eseri olmuş oluyor.
Bunun dışında, Tolstoy sanatı tek tip şekilde kısıtlamak istemiş. Sanatın sadece doğal olması gerektiğini yani olabildiğine basite indirgememiz gerektiğini savunmuş. Rönesans eserlerine bile oldukça tepkilidir.Ona göre Rönesans, sanat eserlerinin içeriğini, dinsizleştirmiş, sapkınlaştırmış, yapaylaştırmış ve karmaşıklaştırmıştır.
Tolstoy’un çok fazla eleştirisi var sanata ve sanatçıya karşı. Ama bence bu eleştirilerini hep yanlış yere yöneltiyor. Halkın yeterince sanatla buluşamamasından dolayı sanatçıyı suçluyor. Oysa belki de suçlaması gereken en son kişidir sanatçı.
Kısacası, kitabı okurken sürekli Tolstoy sanki sanat dünyasındaki dinsizliğe sinirlenmiş de sinirine böyle bir yolla kılıf uydurmaya çalışıyormuş hissine kapıldım.
375 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10 puan
Ne yazsam eksik kalır. Mükemmel tespitler var kitapta. Okurken vuhuu işte budur, biliyordum bana çok saçma geliyordu zaten dediğim ve okuyunca hayran kaldığım metinler oldu.
Ayrıca Hristiyanlığın kilise serüvenine değiniyor.

Kesinlikle okunmalı en önemlisi de herhangi bir kitabı eleştirme yetinize nitelik kazandırıyor.
377 syf.
·13 günde·Puan vermedi
Bence kitabın adı “Sanat ne değildir” olmalıydı. Çünkü Tolstoy, yaşadığı dönem ve öncesinde var olan sanat ve dallarını tek tek eleştirip, olması gerektiğine inandığı noktaya çekmeye çalışıyor.

Sanatı dini değerler ile açıklaması, inancı olan biri için kabul edilebilir estetiklikte. Burada yanlı bir tutum sergilemesini doğal karşılıyorum. İnandığı, değer verdiği şeyler bazında bir bakış açısı sunuyor. Bana hitap etmese de inancın yarattığı büyük etkiyi görüp, sanatın bununla var olmasını isteme özverisini anlayabiliyorum.

O kadar komplike bir öfkesi var ki ilerledikçe eleştirileri arasında tutarsızlık oluşuyor ama “sanat” denen bir olguyu merkezine alıp onun etrafında dolanması bana oldukça keyif verdi. Doğruluğu veya yanlışlığını tartmadan oldukça keyif alarak okuduğum bir kitap oldu, tavsiye ederim.
377 syf.
Tolstoy’un “Sanat toplum içindir” yaklaşımı üzerine yazdığı bir eser.
Okurken bir çok felsefeci ve kuramcının sanat üzerine yaptıkları yorumları da göreceksiniz. Kitabın dili ağır ,çok kafa yoruyor.
Sanata ilgisi olanların kesinlikle okuması gereken bir eser.


“Sanat ne keyiftir,ne avuntu,ne de eğlence;sanat yüce bir iştir.”


#sanatnedir #sanat #tolstoy #tolstoysözleri #kitapkurdu #kitapsözleri #okumaközgürlüktür #okumakgüzeldir #okumaköşesi #okumak #okumak #kitapokumak
377 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Bazı yazarları incelerken had bilmek gerekiyor...
Önce sanat hakkında derin bilgiye sahip olup sonra da en az sanat hakkında ki derin bilgi kadar Tolstoy’ u bilmek gerekiyor ki yazarın on beş yıl üzerinde çalıştığı bu eserini inceleme hakkına sahip olabilelim diye düşünüyorum. Olacak iş değil. Ama yine de haddim olmayarak anladıklarımı yazmaya çalışacağım.
Tolstoy’ un hayatını incelediğimde beni en çok etkileyen bütün hayatı boyunca anlaşılmayı beklemesi ve bundan hiç vazgeçmemesi oldu. Ta ki 82 yaşına kadar. 82 yaşında ‘’Beni anlamıyorsunuz’’ diye evini terk eden Tolstoy, çocuk ruhunu hiç kaybetmedi herhalde. Yoksa o yaşta evi terketmek ve bu uğurda yolda hastalanıp bir hafta içinde küçük ve ıssız bir tren istasyonunda ölmek başka nasıl açıklanabilir ki.
Tolstoy 1828 yılında Moskova’ da dünyaya gelmiş ve ailesinin ölümünden sonra bütün mirasını yemiş bir burjuva aslında. Ama yaşamı boyunca halktan insanların hayatını ya da aristokrasinin mutsuzluğunu yazmış bir yazar. Bunu da kendi sözleri ile şöyle açıklıyor; Ben, hukuk ve duygulara saygılı olan, insan hayatına önem veren, sanatı, çıkarları için kullanan soylu sınıfı için değil de, ezilen işçi sınıfı için yapan, mazlumu düşünen kahramanlar arıyordum. Ülkemde yapay olarak oluşturulan sınıf ayrımına karşı haykırmak, dağları delmek istiyordum….
Çok ilginç genel olarak Rus edebiyatında ezilen sömürülen halkın sorunlarını yazanlar proleterler değil aksine aristokrasinin içinden gelen yazarlar. Bu durum hangi sosyolojik olgu ile açıklanmakta acaba?
Bir eserin sanat sayılabilmesi için üç temel soru sorulmalı diyor Tolstoy.
1-Yazar insanlar için ne yapıyor?
2- Yazılan eserde tutarlılık varmı ?
3- Samimi mi?... Eğer yazdıklarınızda samimi değilseniz evrensel bir yazar olmanız mümkün değil diye yazmakta.
Bu üç kurala eklenebilecek bir dördüncü özellik var ki. Tolstoy’ un olmazsa olmazı. Ahlak (Din ile yoğrulmuş ahlak ama Paganizm’ den kurtarılmış din)….Eserlerinde ahlak kurallarını dikkate almayan yazarın sanatçı sayılamayacağını örneklerle açıklıyor ve kimleri kimleri sanatçı olarak saymıyor okuyunca şaşırmamak elde değil. Tolstoy’ un ahlak anlayışını okudukça günümüzde ki bazı yazarlar geldi aklıma (ki bunların bir kısmı bence iyi yazarlar). Ne yalan söyleyeyim Tolstoy 21. Y.y da yaşasaydı sanata nasıl bakardı acaba diye düşünmeden edemedim.
Elbette sanat konusunda ki düşüncelerinin hepsine katılmayabiliriz belki ama söz konusu olan Lev Nikolayeviç Tolstoy ise eleştirmek haddimize mi. Tabi ki değil….
377 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10 puan
İncelemeye ne yazarsam yazayım hem kitabı küçültür hem de Tolstoy'un bahsettiği sanattan anlamayan eleştirmenlerden farkım kalmaz!

Kesinlikle okuyun!
Yalnızlığının farkında olan bir insandan yükselen umutsuzluk çığlığından daha yürek parçalayıcı bir çığlığa hiç rastlamadım.
Çağımızın en güzel yapıtları (edebiyatta Dickens, Hugo, Dostoyevski; resimde Millet, Bastien Lepage, Jules Breton, Lhermitte vd.) insanları bir yandan birlik, kardeşlik duygularına doğru yönlendirirken; bir yandan da yalnızca yüksek tabaka üyelerine özgü duyguları değil, istisnasız bütün insanları birleştirebilecek duyguları aktarmaktadırlar.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sanat Nedir?
Baskı tarihi:
3 Ocak 2019
Sayfa sayısı:
377
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944881739
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Lev Nikolayeviç Tolstoy (1829 - 1910): Anna Karenina, Savaş ve Barış, Diriliş gibi romanların büyük yazarı, ömrünün son otuz yılında kendini tümüyle kuramsal çalışmalara vermiş, insan, aile, din, devlet, toplum, özgürlük, sanat, estetik gibi konular 
üzerinde yazmaya yönelmiştir.

Sanat Üzerine, Tolstoy'un kuramsal yapıtları arasında dikkati çekici bir yere sahiptir. İlk kez 1897'de yayımlandı. Rusya'da hep sansüre uğradı. Sansürsüz ilk baskısı 1898 yılında Londra'da, İngilizce olarak yapıldı; Tolstoy da bu baskıya bir önsöz yazdı. On beş yıllık yoğun bir çalışmanın ürünü olan Sanat Üzerine yazarın üzerinde en fazla uğraştığı yapıtıdır. 
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 497 okur

  • Bayram Kus
  • Meryem Öral
  • Fëanor
  • artiste explorateur
  • Kübra Coşkun
  • Mel
  • Fatma
  • Gülcan
  • Musa Şedal
  • Davut BAYRAKLI

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%1.4
13-17 Yaş
%4.3
18-24 Yaş
%26.1
25-34 Yaş
%24.6
35-44 Yaş
%24.6
45-54 Yaş
%13
55-64 Yaş
%4.3
65+ Yaş
%1.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%35
Erkek
%65

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%23.1 (31)
9
%20.9 (28)
8
%25.4 (34)
7
%9 (12)
6
%8.2 (11)
5
%1.5 (2)
4
%1.5 (2)
3
%0.7 (1)
2
%0
1
%1.5 (2)

Kitabın sıralamaları