Herkesin bir sürü sorunu vardı. Sorunlar gökten yağmur gibi yağıyor, bizlerse var gücümüzle onları toplayıp cebimize koyuyorduk. Bunu neden yapıyorduk, bugün de bilmiyorum. Belki de onları başka bir şeyle karıştırıyorduk.
"Düşünce tarzları farklı olduğu için savaşıyorlar değil mi? diye devam etti 208.
"Öyle de denebilir."
"Birbirine zıt iki düşünce var yani" dedi 208. "Öyle. Ama dünyada birbiriyle çatışan bir milyon iki yüz bin düşünce tarzı var. Şey, daha fazla bile olabilir."
"Kimsenin kimseyle arkadaş olamaması mı demek bu?" dedi 209.
"Sanırım" dedim. "Neredeyse kimse kimseyle arkadaş olamaz bu durumda."
Venüs bulutlarla çevrili sıcak bir gezegenmiş. Sıcak ve nemden ötürü üzerinde yasayanlarin çoğu genç yaşta ölürmüş. Orada otuz yıl yaşayan efsane olurmuş. Ve Venüslülerin yürekleri yaşadıkları sürece sevgiyle dolar taşarmış. Venüslülerin hepsi birbirlerini istisnasız severmiş. Kimseye nefret duymaz, kimseyi kıskanmaz ve küçük görmezlermiş. Kötü söz de söylemezlermiş. Ne cinayet varmış ne de kavga. Sadece sevgi ve şefkat hüküm sürermiş orada.
"Bugün biri ölse onun için üzülmeyiz" dedi Venüs'lü, sessiz adam. "Cünkü yaşadığımız sürece severiz biz. Sonradan pişman olmamak için."
"Peşin sevgi mi yani?"
"Soylediklerinizi pek anlayamıyorum" dedi başını sallayıp. Gerçekten başarabiliyor musunuz bu dedigini?" diye sordum.
Öyle olmak zorunda" dedi. "Yoksa Venüs'ü kedere boğmuş olurduk."
Bir giriş kapısı varsa çıkış kapısı da vardır. Çoğu şey için durum böyledir. Posta kutusu, elektrik süpürgesi, hayvanat bahçesi, sosluk. Öyle tasarlanmamış şeyler de vardır elbette. Mesela fare kapanı.
Tuhaflık hissi... Bu tuhaflık hissini sıklıkla duyumsarım. Parçalarını birbirine karıştırıp iki farklı yapbozu aynı anda yapmaya çalışmak gibi bir his.