manav her sabah
besmele ile dükkanı açar
limandan gelen meyveleri
sepetlere doldururdu
nihayet taze meyve yiyecek
mahalleli halinden memnun
sıra olurdu
manavın önünde
bir nevi iyilikti
dünden kalanlar çöpe atılırdı
çürük gözüyle bakılırdı
onlar için iyilik sayılmazdı
her gün o sokaktan
bir çocuk geçerdi
kafasında bulutlar gezerdi
doldururdu heybesine çürük meyveleri
doldururdu heybesine
yüzüne bakılmayan meyveleri
çocuğun da yüzüne bakılmazdı zaten
meyvelerden mi bilinmez
çigi romanlara benzer
basit resimler çizerdi
onların da yüzüne bakıldığı yoktu
yine de şu vardı