"Dünden kaçış yoktur çünkü dün bizi çarpıtmıştır... Çarpılma gerçekleşmiştir. Dün, aşılmış bir kilometre taşı değil, yılların aşınmış yolunda bir gün taşıdır ve onulmaz biçimde parçamız olmuştur, içimizdedir, ağır ve tehlikeli. Dünden ötürü sadece daha yorgun değilizdir; başkayızdır, dünün felaketinden önceki halimizden farklıyızdır."
Kaldırımda belki de elli adım attım ve durdum.
Dondum.
Beni donduran suçluluk duygusu değildi. Kendime asla suçluluk duymamayı öğretmiştim.
Beni donduran kayıp hissi de değildi. Kendime hiçbir şeyi fazla istememeyi öğretmişim.
Beni donduran ölüme duyduğum nefret değildi. Kendime ölümü bir dost olarak görmeyi öğretmiştim.
Beni donduran adaletsizliğe karşı duyulan kırılgan öfke değildi. Kendime bir insanın su oluklarının getireceği ödüller ve cezalara rağmen elmastan bir taç arayabileceğini öğretmiştim.
Beni donduran o kadar sevilmemiş olduğum düşüncesi değildi. Kendime sevgisiz de yaşamayı öğretmiştim.
Beni donduran Tanrı’nın acımasız olduğu düşüncesi değildi. Kendime O’ndan asla bir şey beklememeyi öğretmiştim.
Beni donduran herhangi bir yöne gitmek için hiçbir nedenim olmadığı gerçeğiydi. Benim o ölüm dolu ve anlamsız yıllar boyunca devam etmemi sağlayan şey meraktı.
Artık bu merak bile sönmüştü.