Beckett benim okurken çok zorlandığım yazarlardan, ilk kitabı olan Proust her ne kadar ‘Kayıp Zamanın İzinde’ serisinin incelemesi de olsa Beckett yine tarzını yansıtıyor. Marcel Proust’u aratmayan uzun cümleler Beckett’ın zor anlaşılan cümleleriyle birleşince edebiyat için lezzetli okur için yemesi zor bir yemek ortaya çıkıyor.
Beckett eleştirisine "Proust'ta her mızrak Telephos'un mızrağı olabilir." diye başlar. Kimdir bu Telephos?
Yunan mitolojisinde Telephos, Herakles ve Auge’nin oğludur. Bebekken terk edildikten sonra dişi bir geyik tarafından beslenirken bir çoban onu bularak Mysia kralı Teuthras’a verir. Telephos sonra Mysia kralı olur ve Troya savaşında Akha’lara karşı savaşırken Akhilleus’un mızrağıyla bacağından yaralanır. Bir kâhin, kendisini ancak yaralayanın iyi edeceğini söyler; mızraktaki pas, Telephos’u iyileştirir. (Not.1 Sayfa 81)
Beckett bu mızrağı Zaman olarak ele alır daha sonra Zaman unsuruna yine zamanla bağlantılı başka mızraklar ekler bunlar: -Alışkanlık ve Bellek'tir.
"Öyleyse Proust'un yaratıkları da Zaman'ın, bu her şeye baskın koşulun kurbanlarıdır. (…)Saatlerden ve günlerden kaçış yoktur. Ne yarından ne dünden. Dünden kaçış yoktur, çünkü dün bizi çarpıtmıştır ya da biz onu. Ruh halinin hiç önemi yoktur. Çarpılma gerçekleşmiştir. Dün aşılmış bir kilometre taşı değil, yılların aşınmış yolunda bir gün taşıdır ve onulmaz biçimde parçamız olmuştur, içimizdedir, ağır ve tehlikeli. Dünden ötürü sadece yorgun değilizdir, başkayızdır, dünün felaketinden önceki halimizden farklıyızdır" (24)
Beckett, zamanı,dirilişin koşulu bir ölüm aracı; alışkanlığı, öncesinde hastalık sonrasında nimet; belleği, zehir ve panzehirle dolu klinik bir laboratuvar olarak tanımlıyor. Belirli fetiş nesneler sayesinde zaman, alışkanlık ve bellek’ten kurtulup