Soyadı olmayışı yüzünden, herkes kendi akrabasının ismini, resmi listelerde diğerleriyle karıştırıyor, ölü mü? Esir mi? Yaralı mı? Olduğunu anlayamıyordu.
Bir sabah; gölün yanında bahçede yürürken, bugün Türk kadınlarının giydiği, Yunanlılara has bir kara çarşaf içinde uzun boylu, zarif bir kadın bana doğru ilerliyordu.
Korktukları zaman yaltaklık eden bu iradesi zayıf Hıristiyan tebaa, Avrupalı bir devletin ağır bastığını görünce küstahlaşıyorlar ve onu destekliyorlardı. Güvenliklerinin Boğaz’daki savaş gemileri tarafından garanti edildiğini görünce öyle küstahlaştılar ki, terbiyesizliklerine Türklerden başka hiçbir millet tahammül edemezdi.
Beyoğlu ve komşusu Galata’daki sofu ve terbiyeli Türklerle, Türkiye’nin varlığını tehdit eden bu parazit azınlıklar birer çelişki halindedirler. Hâl böyle iken, Beyoğlu ve Galata halkı, Avrupalı devletlerin üstlerine kanat gerdiği, sözüm ona, değerli buldukları toplumdur.