Hayatlarımıza rehberlik eden şey ölümümüzdür. Hayatımızın tek hedefi ölümümüzdür. Ölümümüz, hayatımızın döküldüğü kalıptır ve çehremizi oluşturan da odur. Yalnızca ölülerin portreleri çizilmeli, zira kendileri gibi olan, bir anlığına oldukları gibi görünen sadece ölülerdir.
Güzelliğin objelerin kendisinde değil, objeler arasında türeyen gölgelerin şekillerinde, ışık ve karanlıkta olduğunu düşünürüz. Gece beliren parıltılar, pek tabii gecenin ortasında ışık saçarlar ama aynı parıltıların gündüz ışığının altında tutunabilecekleri gölgeleri olmaz
Siz hiç Japon stili bir odaya girdiğinizde, odayı kaplayan ışığın sıradan bir ışıktan farklı olduğunu hissetmediniz mi? Kendine özgü kıymetli bir sükûneti olduğunu? Ya da hiç ebediyet karşısında bir tür korku, odaya girdiğiniz zaman kavramını yitireceğiniz, yılların su gibi akıp gideceği ve odadan çıktığınızda kendinizi beyaz saçlı ve yaşlanmış biri olarak bulacağınız türden bir korku duymadınız mı?