Abdurrahman bin Avf naklediyor:
“Bir gün Allah Resûlü’nün tek başına Medine dışına doğru yürüdüğünü gördüm. Kendi kendime dedim ki: ‘Allah Resûlü’ne belli etmeden arkasından yürüyeyim; hem onu korumuş olurum hem de nereye gittiğine dair merakımı gidermiş olurum.’
Allah Resûlü epeyce yürüdü. Mescid-i Nebevî’den oldukça uzak bir bahçeye geldi. Orada bir müddet oturdu, dua etti. Duasından sonra secdeye kapandı. Ne kadar secdede kaldı bilmiyorum ama dakikalarca o hâlde durdu. Bir aralık artık endişelenmeye başladım ve Allah Resûlü’nün başına bir iş geldiğini zannettim.
Yavaşça yanına sokuldum ve başımı onun mübarek başına doğru yaklaştırdım. Beni fark edince başını kaldırdı ve:
‘Bir şey mi oldu ey Abdurrahman?’ dedi.
Ben:
‘Hayır ya Resûlallah, secdeniz o kadar uzadı ki sizin hakkınızda endişe ettim,’ dedim.
Resûlullah tebessüm etti ve buyurdu ki:
‘Ey Abdurrahman, ümmetim için Rabbimden niyazda bulundum. Sonra Cebrâil bana geldi ve dedi ki: “Ey Allah’ın Resûlü, onlara müjdele! Ümmetinden kim sana salât ve selâm getirirse o, Allah’ın rahmet ve mağfiretine nail olur.” Ben de bu güzel müjde için şükür secdesi yapıyordum.’
Abdurrahman bin Avf bu müjde üzerine sevinir, koşa koşa Medine’ye gelir ve bu güzel haberi sahabe ile paylaşır. Efendimizin orada da sevindiği şey, yine ümmeti olmuştur.”