Fatih İlbay

Fatih İlbay
@fatihilbay
İşletme
Meslek Lisesi
Münih
Münih, 6 Aralık 1978
27 okur puanı
Kasım 2020 tarihinde katıldı
Oysa Müslüman insan için, dünyanın en kötü şartlarında bile güçlü bir umut ve iyimserlik içinde bulunmak, inancın ve sağlam geleneğin gereğidir. Daha önce de değinildiği gibi Hudeybiye antlaşmasının görünürdeki yıkıcı şartlarına rağmen karamsarlığa kapılmayan, aksine böylesine -zahiren- kara ve yıldırıcı bir tablo karşısında daha güçlü bir iyimserlikle dâvâsına sarılmaktan geri durmayan Peygamber'in ilham verici hatırası, çarpık ve sahte uhrevileşme sürecinde, sanki Müslüman toplumların hafızasından silinmiş gibidir...
Sayfa 153·Kitabı okudu
Reklam
Kanaatimce risk sorumluğunu alabilmek ilâhi bir nimetir. İnsanın iyi niyet ve yetenek sınırlarını geliştirmek için risk olgusu son derece önemli bir dinamiktir. Kişinin dikkatini keskinleştirecek olan da risktir, ufkunu enginleştirecek olan da. Riskin, hayatın vazgeçilmez bir gerçeği olduğunu bizzat Kur’ân-ı Kerim’in ilan ettiğini düşünmemize engel yoktur. "Bir şeyi hayır görürsünüz oysa onda sizin için kötülük vardır, bir şeyi kötü görürsünüz onda da sizin için hayır vardır" anlamındaki bildirim, riskin hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olduğunu kabul zorunluluğumuzu ortaya koymaktadır. Kutsal kaynak böyle buyurduğuna göre yapabileceğimiz her uygulama, bize nasıl görünürse görünsün, nihai tahlilde ve gerçekte iyi veya kötü olduğunu yalnızca Allah bilir. Hayatta sayısız yeni kararlar almak ve uygulamalar yapmak durumunda bulunduğumuza göre her türden hayır görünümlü girişimlerimizin şer olma ihtimali var demektir. Öyleyse risk, ilâhi senaryonun bizim için öngördügü en temel gerçeklerinden biridir. Risk korkusuyla yeniliklerden kaçınan Müslümanlara eksiksiz bir saygı duyuyor ama tavırlarını onaylamıyorum. Zira onların büyük bir çoğunluğunun 'riski göze almamak' adın kendi gerçeklerinden kaçtıklarını ve böylece ruh sağlıklarını bozucu türlü karmaşık haller yaşadıklarını düşünüyorum. Sonunda ya birtakim mazeretlere sarılıp 'zaruret' tesellisinde bocalamakta veva düpedüz geçmiş zamanın şekilci taklidine sığınmaktadırlar.
Sayfa 118·Kitabı okudu
Şunu da belirtmekte yarar var: İçtihat veya fetva, ister korsan şekilde gerçekleşsin, ister klasik kurallara uyularak ortaya çıkarılsın, doğruluk ve yanlışlıkları açısından sadece sorumlularını bağlarlar. Bunların yanlış, kötü, hatta korkunç olmalarından İslâm değil, onları üreten insan sorumludur. O itibarla, inananlar için İslâm, özü ile Tanrı eseri olduğuna göre kusursuzdur. Fakat bunun böyle olması Müslüman insanı, İslâmî olan her şeyi kusursuz bulmaya mahkûm etmez. İslâmî olan herhangi bir gelişmenin bizzat İslâm'ı bağlaması söz konusu değildir. O sebepledir ki, geçmişin herhangi bir dönemindeki İslâmî uygulamalarla ilgili haklı veya haksız olumsuzluklardan yola çıkarak İslâm'in özü ve geneli hakkında yargıda bulunanlar tuhaf bir yanlışa düşmektedirler. Böyle bir davranış, denizdeki kirlilikten ötürü denizi suçlu bulmak gibidir. Sorumlu olan insandır.
Sayfa 105·Kitabı okudu
Çağımızın büyük mürşitlerinden Tayyar Baba, ziyaretine gelen dervişine sorar: "Köyünüzde işler nasıl, değişen bir şey var mı?" Derviş cevap verir: "Köyümüze yeni bir hoca geldi efendim." Hazret gülümseyerek tekrar sorar: "Müslüman mı bari?" "Efendim, öğretmen demiyorum, hoca diyorum, camiye yeni imam geldi.." "Tamam, ben de onun için soruyorum, Müslüman mi?" *** Bu küçük öyküdeki keskin eleştiri şüphesiz bütün imamları zan altında bırakacak bir önyargının yansıması değildi. Burada yapılan, tasavvufi idrakin özündeki yaklaşımı vurgulamak, 'Her türden yaratılmışa Yaratan'dan ötürü hoş bakabilen Müslüman' ihtiyacına dikkat çekmektir.
Sayfa 7·Kitabı okudu

Fatih İlbay

, bir kitap okudu
8/10
·520 syf.·
Beğendi
·
2024 11. kitabı
Ş. Teoman Duralı
8.6/10 · 524 okunma
Reklam