Sınırlı bir ömrün sahibi olarak sınırsız bir yapılacaklar listesine talip olmanın sonu; yorulmuş, çölleşmiş ve yıpranmış bir bedenin içinde gezinen; gergin, mutsuz ve tatminsiz bir ruha sahip olmaktan başka bir şey değil.
Hız gerçeği bozan bir içeriğe sahip. Bir tren camının ardında seyredilen görüntünün tren hızlandıkça berraklığını kaybetmesi gibi gerçek de hız karşısında değer kaybına uğruyor.
Hız çağının insanları, uzun bir gerginliğin ve kanıksanmış bir mutsuzluğun içinde, sürekli bir geç kalma korkusu ve hep yeni bir şeyi kaçırma telaşıyla arkalarından koşturan atlılarla savaşarak yaşamaya çalışıyorlar. Bu savaş, mağlupların daha da mağlup olacağı bir simülasyon aslında.
Hızlanarak elde edilen kazanımların, görmeyi ve duymayı bulanıklaştırmak, yapay bir yaşama şehvetiyle insanı anlamdan uzaklaştırmak gibi yan etkilere sahip olması mühim belki. Ama nihayetinde hükümsüz. Hızın "unutturmak" gibi hayatı kolaylaştıran devasa bir işlevi var. Yavaşlamayı tercih etmek, hayatın kendisinden korkmayanların yapabileceği bir şey, oldukça cesur bir eylem. Ama insan korkularına esir olmayı cesur olmaya tercih ediyor.