"Arabî çağı çaldılar bizden
Nebi'nin evinden Fâtımatu'z-Zehrâ'yı çaldılar
Ey Selâhaddîn!
Kur'an'ın ilk nüshasını sattılar
Ali'nin gözlerindeki hüznü sattılar
Ey Selâhaddîn, seni ve beni bizi toptan sattılar
Açık artırmada."
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yusuf Yüzlüler; hepsi uzunca bir haysiyetin ortasında. Kuyuların en derininde bile ümitvar ve edepli. Bir kuşağın kayıp çocukları, arkasından yırtıktır hep gömlekleri.
Durum kısaca şöyleydi bizim için: Türkiye'yi sevmenin yeter şartlarını hiç tartışmıyorduk, her şartta sevilecek bir tarafını buluyorduk çünkü bu toprakların. Yıllar sonra, bir nüve işlevi gören bu safi bakış açısını / samimi duyguları besleyen şeylerin ne'liği üzerine düşündüğümde, elimde yalnızca inanmış olmanın sarsılmaz kudretinin kaldığını gördüm. İnanmak, tüm dünyevi menfaatlerden arınmış, dupduru bir inanmak. Bıçak gibi.
Silahşör ve kitapkurdu olmaya azmettiğimiz zamanlar. Bugünden bakınca hani "bahar gelmiş de hiç fark etmemişiz" demenin tarihi. Kişisel bir tarih değil ama. Öyle görünse de değil. Hatta arka fonun sahibi bile sayılmayız. Türkiye ağrısı çekiyoruz. Arka fonda uzun bir kırgınlık, derin bir idealizm.