Fatma

Ruhum bazı sokaklarda kayıp, bazı telefon konuşmalarında, bazı mesajlarda, bazı akşam yemeklerinde kayıp.
Reklam
Bazen hayatımızda her şey öyle dengesiz, öyle inişli çıkışlı ilerler ki biz aydınlığın ne demek olduğunu anlayamadan karanlığa gömülürüz. Sonra karanlığa üzülemeden aydınlığa çıkarız. Bir ayağımız çukura girer, diğer ayağımız düze çıkar, tam düze çıktık derken bu sefer diğer ayağımız çukura girer, çukurdaki düze çıkar. Bir yanının yanışına üzülürken diğer bir yanının donduğuna şahit olursun. Gözlerini bir siyaha açarsın. bir beyaza. Pencerenin ardında saklanır, güvende olduğunu sanırsın. Sonra bir bakarsın aslında evim dediğin yer bir kaldırım kenarından farksızmış. Bazen evin öyle yabancı gelir ki yıllarca kaldırım kenarında yaşamış gibi hissedersin. Fakat ne olursa olsun, ne kadar yabancı hissedersen hisset evini özlersin. Ba- zen üşümeyi özlersin, ağlamayı özlersin, kötü dediğin ne varsa özlersin, çaresizliği bile özlersin. Sana evini hatırlatan her şeyi özlersin. İnsan hep iyi anılarını özlemez, bazen kötü anılarımızı da özleriz çünkü aslında o anıları değil o anıları yaşayan kendimizi özleriz.
Gölgede kalmak her zaman kötü algılanırdı ama ışık yoksa gölge de yoktu. Gölgenin olduğu yerde ışık, ışığın olduğu yerde umut vardı. O umuda tutundum, o umuda inandım.
Tek hayalim hiçbir yerde olmamak ve her yerde olmaktı.
Her facianın iki çaresi vardır: zaman ve sessizlik.
Reklam