fatma çavdaroğlu

fatma çavdaroğlu
@fatmacavdaroglu
hacettepe
54 okur puanı
Şubat 2021 tarihinde katıldı
9/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2024 24. kitabı
Kasvetli bir mahallenin tüm yaşantısının küçük bir çocuğun gözünden incelenmesi, çocuğun psikolojik durumunu bu yaşantının ne denli etkilediğini ve tepkilerinin neler olduğunu muazzam bir biçimde işleyen yazar; mutlaka kendimizden bir parça bulacağımız bu evleri ve sokakları tüm gerçekliği ile kağıda dökmüş. Ali Ekber'in kendisinden yaşça büyük insanlar ile kurduğu iletişim ve hisleri bir çocuğun kaos ortamında kendi iç dünyasında neler yaşayabileceğini de gözler önüne sermektedir. Sembolik olarak kullanılan "Ak Deve" figürü de Ali Ekber'in (ana karakter) korkularından biridir. Zira Ak Deve hangi evin önüne durursa orada bir ölüm olacağı düşünülür. Müziğin hayatımızdaki konumunu da es geçmeyen Elçin, kurtarıcı ve dinlendirici niteliği ile kulağımıza çalınan bir sesin bizi kısa süreliğine de olsa dinlendirebildiğini, acılarımızı ifade etmemizde bize yardımcı olduğunu da aktarmıştır. Bazı olayların ardından çalınan kaval da bunu ifade etmektedir. Okuyucu, satırlarda geçen her şeyi gözlerinin önüne getirip, kitaptaki karakterlerin duygularını bu sayede anlamlandırabilmektedir. Yazar, savaşa giden erkeklerin sağ salim döneceğine olan inancın tümüyle kırıldığı bu mahallede geriye kalan insanların duygu durumlarını ve zorluklar ile geçen yaşantılarını tümüyle anlatmıştır. Ali Ekber'in büyüyüp çocukluğundan biri ile karşılaşması da onun geçmişi tekrar anımsamasına sebebiyet vermiştir. Çocukken aynı korkuları ve kaygıları paylaştığı biri ile tamamen ayrılan yollarına bakan Ali Ekber, keder dolu günlerini acıyla hatırlasa da çocukluğuna duyduğu hasreti gizleyememektedir.
Edebiyat
Ak DeveElçin · Ötüken Neşriyat · 2000366 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·56 syf.··
2023 1. kitabı
Günahsız ve hiç kimsenin hayatına dokunmadan yaşamak mümkün müdür? Eylemsizliğin içinde barındırdığı ve farkında olmasak da sırtımıza yuva edinen sorumluluk, kardeşinin ölü gözlerini gördüğünden bu yana göğsünde çakılı kalmış ve kaçınılmaz olmuştu Virata için. Evvela bir savaşçı ardından bir yargıç daha sonra bir bilge ve en sonunda yalnız bir adam olarak hayatın en gerçek en sade ve en günahsız halini arayan Virata, bulabildi mi akıp giden zamanın içinde aradığını? Mühim olanın bulmak değil arayış içinde olmak ve uyandığı her yeni güne farklı düşünen bir insan olarak uyanmak olduğunu gözler önüne seriyordu aslında onun yolculuğu. Hayatta da bu böyle değil miydi zaten. Varmak değil varmaya çalışmaktı hayat. Bir günü bir diğeriyle aynı olan insan tek gün yaşamış sayılmaz mıydı? Üzerine yüklenen "bir başkasına zarar vermemeli ve günahsız olmalıyım" hissini ölünceye dek atamayan bu adam arayışı ile kaç bin hayata dokundu haberi olmadan. Ölümden kaçamadığımız gibi hayatın akışından ve bilmeden sebep olduğumuz şeylerden de kaçamayacağımızı ve barındırdığı yoğun duyguları eğitebilmek için sürekli bir yolculuk halinde olmamız gerektiğini gözler önüne bir tepsi misali seren Virata'nın çarpıcı hikâyesi..
Virata ya da Ölümsüz Bir Kardeşin GözleriStefan Zweig · Maviçatı Yayınları · 20175,9bin okunma