Of, of, şu sıkışmış yüreğime hava aldırmak için bıçağı yüz kere elime aldım. Safkan atların bir türünden bahsederler, aşırı koşturulmaktan korkunç kızışan atlar, ferahlamak için içgüdüsel olarak bir damarlarını ısırırlarmış. Sık sık ben de kendimi böyle hissediyorum, beni sonsuz özgürlüğe kavuşturacak bir damarımı kessem diyorum.
-İş arkadaşlarım aptal buluyorlar beni.
-Kendinise güvenmiyorsunuz da ondan. Böyle olunca kendinisi beceriksis hissediyorsunus ve anlamsıs, yersis şeyler söylüyorsunus. Ama bu maskenin aynasına alısırsanız ve onu seversenis... Bakın, karşımısdaki insana bakın, utanmayın ondan. Sokakta rastlasaydınıs öldürmek mi isterdinis onu? Ne yaptı sise de bu kadar nefret ediyorsunus ondan? Suçu ne? Niçin sevmeyecekmişsinis onu? Önce sis dostluk gösterin bu kadına, ondan sonra başkaları da dost olacaktır onunla!
-Şu kavanozdan bir de şeker alın, diyor Alan gülümseyerek.
-Şey değil, değil mi bunlar?... diye soruyor kadın.
-Yok canım! Haydi güle güle, dişi bile ağrımayan kadın.
Eski çağların müziklerinin büyülü gücüyle ilgili sözlerin hiçbiri bana olanaksız gelmiyor. Bu yalın şarkı beni öyle duygulandırıyor ki! Ne zaman beynime bir kurşun sıkmak istesem, o bu şarkıyı çalıyor! Ruhumdaki kargaşa ve karamsarlık dağılıyor ve ben yine özgürce nefes almaya başlıyorum.