İnsan orta yaşa ulaştığında zamanla ilişkisi de önemli bir değişikliğe uğrar. İnsan gençken zamanı, kaç yılı geride bıraktığını düşünerek değerlendirir. Kaç yılı kaldığını düşünmeye başladığı andan itibaren de orta yaşa girmiş olur.
İnsan bir zaman tüketicisidir. Üstelik bize ayrılan bu zaman oldukça sınırlıdır da. Ama yine de çoğumuz yapmak istediklerimizi sonsuza dek zamanımız varmışçasına erteleriz.
Bazı insanlar yaygın kızgınlık tepkilerini, her şeye karşı çıkma ya da insanları sürekli karşılarına alma biçiminde yaşarlar. Bu insanlar genellikle, özerk olmayı yanlış yorumlamış kişilerdir. Örneğin, bir diğer insanın görüşünü kabul etmek onlar için benliklerini yitirme anlamına gelir ve mutlaka bir karşıt görüş getirip tartışma ortamı yaratarak, yok olma kaygılarından kurtulmaya çalışırlar. Çoğu kez, ortaya attıkları karşıt görüşe gerçekten inanıp inanmadıkları önemli değildir. Bazı insanlar ise otorite olarak algıladıkları her şeye karşı çıkar ya da baş kaldırırlar ve bunun bir özerklik savaşımı olduğunu savunurlar. Oysa, tepkileri salt bir baş kaldırıdan öteye gidemez ve karşı çıktıkları düşüncelerin yerine bir başka öneri getiremezler.
Engin Geçtan’ın, psikiyatrist olmasına rağmen akademik dil yerine herkesin anlayabileceği bir üslupla yazmış olduğu bu kitap insanın hayatta karşı karşıya kaldığı bazı durumları başlıklar altında incelemeye almış. Birey ve toplum başlığı altında ilkel toplumlarda kabileler halinde yaşayan insanın bireyselleşmekten yoksun olduğuna, çağdaş toplumlarda ise fazla bireyselleşmenin kişinin toplum içerisindeki yerini ayarlamakta zorlanmasına neden olduğundan bahsetmektedir. Geçtan’ın bu durumu açıklayabilmek için insanları kirpilere benzettiği örnek okurken çok hoşuma gitmişti. “Kirpiler ısınabilmek için birbirlerine sokulurlar ama dikenleri birbirine batar. Birbirlerinden ayrıldıklarındaysa soğuktan rahatsız olurlar. İleri geri hareket ederek sonunda dikenlerini batırmadan birbirlerini ısıtabilecekleri en uygun uzaklığı bulurlar.” O kadar doğru ve yerinde bir örnek olmuş ki… İnsan ilişkilerinde bir dengeyi tutturmak gerçekten zor ve özveri istiyor. O dengeyi bulana kadar pek çok kirpinin dikeni sana batıyor ya da sen pek çoğuna dikenlerini saplıyorsun.
Birey ve toplum dışında yazarın konu edindikleri arasında anne-baba ve çocuk, insanlardan korkmak, öfke ve düşmanlık, değersizlik duygusu, kaygı, sorumluluktan kaçış, yalnızlık, ortak yaşam ilişkisi, nevrotik kısırdöngü ve kendini yaşamak gibi konular vardı. Nevrotik kısırdöngü ve kendini yaşamak bölümleri kendime dair pek çok şey bulduğum bölümlerdendi. Genel olarak kitabı beğendim ancak bir solukta okuyup bitirdiğimi söyleyemem. Kitabı okurken ister istemez hem kendinizi hem de etrafınızdaki insanları anlatılan durumlarla eşleştirerek davranışları anlama yoluna gittiğiniz için ilerlemek de yavaş olabiliyor. En azından ben okurken böyle bir yolla ilerlediğim için hızlı gitmedi. Psikolojiyle ilgili ağır ve daha bilimsel