Felaketler yaşayan insanlar bunalıma girmezken çok iyi koşullarda olan, üstün yeteneklere sahip pek çok kişi bunalımlar içinde kıvranmaktadır. Neden? Çünkü bir insan kendine sahip olduğu özelliklerine göre değer biçmediği, öz değerlilik bilinci, duygularının gerçekliğinden kaynaklandığı zaman bunalıma girmez.
Narsis güzel bir delikanlı olmaktan başka hiçbir şey istememiş , gerçek benliğini tümüyle inkar etmiş ve yalnızca o güzel yansıması ile bir bütün olmayı dilemiştir….Ve bu da onu “kendinden” vazgeçmeye ,ölüme bir çiçeğe dönüşmeye götürmüştür. Bu ölüm sahte benliğe saplanmanın mantıksal bir sonucudur. Çünkü bize canlılık veren, yaşamımıza derinlik katan ve bize belli düşüncelere kavrayışlara yönelten yalnızca “iyi” ve “güzel” olan duygular, “hoşa gidenler” değildir; çoğu zaman özellikle bizi tedirgin eden o uyumsuz, kaçmaya çalıştığımız duygulardır.
Hayattaki tek zorluk, yalancı düşüncelerden kendimizi kurtaramamamız. İnsanlar kendi bedenleriyle uyuşabiliyorlar, ama zihnileriyle değil. Çoğu zaman bir hastalığa kapılıp kalıyorlar , oysa isteseler ondan kurtulabilirler. Aynı şey mutsuzluk içinde geçerli. Talihsizlik oraya yapışmıyor , onlar talihsizliğe yapışıyorlar. Talihsizlik insanları seçmez insanlar talihsizliği seçer. O düşünceye tutunuyor, o düşünceyi sahipleniyorlar. İnsan battığına inanırsa batar; bu düşünce onun batmasına yardım eder.