Bu, kendisine daima göğsündeki nefes gibi gelmişti. Bu, ne bir çiçeğin ne bir yaprağın kokusunun özüydü. Bu, bilinen hiçbir kokuyu andırmayan can yakan bir koku, bir şey, bir nefesti ki Necip onun ruhunun kokusu zannediyordu. O kadar benzersiz, o kadar samimi bir kokuydu. Bunda Suat'ın mahremiyetinin bütün sırları, bütün kadınlığı vardı. O kadar kadından, o kadar Suat'tan fışkırıyordu ve şimdi, denizde bu koku, ona bir vücut sıcaklığıyla karışmış geliyordu. Duyguları o kadar şiddetlendi ki vücudu titreyerek güçsüz kaldı.
Bu nereden geliyordu? Ondan önce denize girmiş olduğu için mi kalmıştı? Denizin, rüzgârın dalgalanmaları bunu nasıl dağıtmamıştı?
O hâle geldi ki yalnızca hastalık hâlini alan aşırı bir incelik sebebiyle, ayırt edilmesi imkânsız hayat anlarını bin anlamla tahlil etmek se bebiyle, hayatının ufkunda bir bulut yokken, huzurlu bir ömür içinde bir elemler kurbanı olup kaldı.