Finnick, fincanıma bir miktar krema ekledikten sonra şeker kasesine uzandı. Eski baştan çıkaran sesiyle, "Bir küp şeker ister misin?" diye sordu. Tanışmamız da Finnick'in bana şeker teklif etmesiyle olmuştu.
Bugün, hiçbir temeli olmayan, soyut, amaçsız bir tedirginlik, yarın sonucunda hiçbir şey elde edilmeyecek bitmez tükenmez özveriler! Hayatta onu bekleyen şey buydu! Sekiz yıl sonra ancak otuz iki yaşında olacağı, demek ki önünde koskoca bir hayat bulunduğu önemli miydi? Hem ne diye yaşayacaktı? Erişmek istediği şey ne olacak, neye doğru koşacaktı? Yalnızca var olmuş olmak için yaşamak!
Ama onlar da sevgilerinin kırıntısına bile değmediğim halde beni niçin bu kadar seviyorlar? Ah, tek başıma olsaydım; kimseler sevmeseydi beni, ben de kimseleri sevmezdim!
Raskolnilov, Sonya'ya bakıyor ve genç kızın kendisini ne kadar çok sevdiğini hissediyordu ama tuhaf şey, böylesine çok sevilmek ona birden acı vermişti. Gerçekten de çok tuhaf, korkunç bir duyguydu bu!