Bugün, hiçbir temeli olmayan, soyut, amaçsız bir tedirginlik, yarın sonucunda hiçbir şey elde edilmeyecek bitmez tükenmez özveriler! Hayatta onu bekleyen şey buydu! Sekiz yıl sonra ancak otuz iki yaşında olacağı, demek ki önünde koskoca bir hayat bulunduğu önemli miydi? Hem ne diye yaşayacaktı? Erişmek istediği şey ne olacak, neye doğru koşacaktı? Yalnızca var olmuş olmak için yaşamak!
Ama onlar da sevgilerinin kırıntısına bile değmediğim halde beni niçin bu kadar seviyorlar? Ah, tek başıma olsaydım; kimseler sevmeseydi beni, ben de kimseleri sevmezdim!
Raskolnilov, Sonya'ya bakıyor ve genç kızın kendisini ne kadar çok sevdiğini hissediyordu ama tuhaf şey, böylesine çok sevilmek ona birden acı vermişti. Gerçekten de çok tuhaf, korkunç bir duyguydu bu!
Biliyor musun Sonya; alçak tavanlar, daracık odalar insanın aklını ve ruhunu öylesine boğar ki..! Ah, nasıl nefret ederdim o rezil odadan! Ama yine de oradan dışarı çıkmak istemezdim. Özellikle istemezdim!
Niçin kucaklıyorsun beni Sonya? Bu acıyı tek başıma çekemediğim ve "sen de acı çek ki ben biraz hafifleyeyim" dediğim için mi? Böyle bir alçağı sevebilir misin sen?