Çok zorlayarak okudum nedense. Beni aşırı cezbetmedi açıkcası. Kötü müydü? Hayır. Ama ayıla bayıla da okumadım. Klasik geçmişi travmalı erkek ve kadın karakterimiz. Hayatları sorunlu ama yatakları çok iyi. Anca düşüp kalkıyorlar ama oraya kadar da çok zaman geçiyor. Oğlumuz Dawson avukat, kızımız Naomi savcı yardımcısıydı. Kız vegan oğlan ne bulsa yer. Spoili anlatıma geçiyorum şimdi ona göre okuyun.
Bunlar bir arkadaşlarının düğününde tesadüfen aynı evi tutmuşlar. Başları güzel komik başladı ama sonrası sarmadı neyse. Oğlan yatağa yatacakken kız buna yumruk atıyor sonra kızın eli kırılıyor. Bu arada kızın köpeği oğlanın havluyu düşürünce mal meydanda kaldı ve kızın ağzının suları aktı oooo adama bak diye. Adam da kızı beğendi ilk etkileşim orda oldu. Sonra konuşup olayı çözdüler neyse düğün günü de oğlanın hem ortağı hemde eski fb olan emilyi kıskandırmak için öpüştüler güya. Aynı evde kaldılar sonra sabahına ayrıldı çocuk evden. Bunun ortak her şeyi toplayıp ayrılınca şirketten çocukta yanına yeni yardımcı arıyor kızı yönlendiriyor arkadaşları. Meğer bizim kız savcılıktan atılmış çünkü bir tane adamı merdivenlerden atmış adam sapıkmış ama kimse nedeni sormaz zaten. Başta yok mok diyor sonra kıza gel yanımda başla diyor. Kızın ablası Frannie lösemi ve iki çocuğu var. Bunlar sevgili oluyorlar o aralar ablası fenalaşıp hastaneye kaldırılıyor. Oğlan da ilik bağışçısı oluyor ablaya ama söylemiyor kıza. Bu kız hastane iş çocuklar arasında koşturuyor arada da adama bir iki mesaj falan. Sonra adamın geçmişinde de bir arkadaşı var teeee 15 yıl önce falan. Mahallesinden bir kız kız da kanser hastası. Çocuk kıza baya iyi davranmış acıdığı için ama kız buna aşık olmuş. Tabi çocuk farkında değil. Bunların mezuniyet baloları oluyor. Oraya bir kızla gidicekti sevgilisiymiş Dawsonun
IndiscretionVi Keeland · C. Scott Publishing Corp. · 20259 okunma
Tesadüflerle dolu hikayeleri fazla beğenemiyorum. Bu da öyleydi bence. Daha kısa olsa belki daha iyi olabilirdi. Tekrar okumam. Üst üste ayrılık ve ikinci şans kitabı okumak da beni duygusal açıdan bitirdi, belki o da etkilemiş olabilir.
Spoiler
Nate'in kitap boyunca ara ara konuştuğu arkadaşının kitabın sonunda aslında ölü olduğunu öğrenmek beni çok şaşırttı. Nate'in psikolojisi cidden bozulmuş. Kitapta en çok bu ayrıntıyı beğendim sanırım Ayrıca Allah aşkına tatilden tatile, aralarda başkalarıyla da çıkmalı aşk hikayesi mi olur? Tatil öncesi ayrılınca oluyor mu yani? Fb hikayesiydi resmen. Bana geçmedi aşkları.
Bir İhtimal DahaRebecca Yarros · Olimpos Yayınları · 2024780 okunma
wtf DEDİM ASİRİ SMUT VARDİ ya dirty talk olmasa daha iyi olabilirdi ama bu cringelige ihtiyacim varmis gercektenguzel idi benc. fb oldulr bi ara cok korktum sonra zaten yine evlendiler
Merhabalar kitap sever dostlarım…
Bugün sizlere @kdysosyal yayınlarından çıkan Mehmet Tuncay Duruk kaleminden harika bir eserle geldim
…
Bu eser aynı bedende yaşamaya mahkum olmuş iki kardeşin sıra dışı hikayesini anlatıyor.İki kardeşin farklı kişilikleri farklı dünyaları bir bedende buluşuyor bu durum hem birbirlerine hemde çevrelerine karşı zorlamalarla karşı karşıya bırakıyor.
Kitapta gerçek hayat hikayelerinden uyarlanan olaylar yer alıyor
Rüya ve gerçeklik arasında gidip gelen durumlar kaderin ne olduğu bir insanın kendi bedeniyle ve bilinciyle ne kadar kontrol sahibi olabileceği gibi kavramlar kitabın temel temaları arasında.
Bu eser neden ilginizi çeker ;gerçek hayattan uyarlanmış bir hikaye olması ,yaşanmışlık hissi veriyor.Sıradan anlatılanların ötesine geçerek farklı bir kurgu gerçek karışımı sunuyor.
Halil İbrahim mevcut dünya görüşünü entelektüel bakışına bilgi ve kültürünü üniversite yıllarında olduğu kitaplara borçludur.Bir zamanlar kahvede karı kız ,fb,gs muhabbetlerinden başka muhabbeti olmayan üniversite yıllarında şivesiyle dalga geçilen delikanlı gitmiş yerine bambaşka bir delikanlı gelmişti.Ve bunu babalarına borçluydu
Keşke sonuçlarını görselerdi
…Beklemede kalın eserin 2. Kitabıda yolda okuyup geleceğim sizlere
Yazarımızın eline emeğine yüreğine sağlık harika bir eser olmuş .
Okuru bol olsun
Tavsiye ederim mutlaka okuyun
#books #bookstagrammer #roman #gerçekhikayeler #tanıtım #booklaunch #orhanmervehome #gerçekhayathikayesi #bookstagram
Neymiş Bu Yapı?
Ateş Bakan
Yeşil sahanın içinden siyah pabuçlu adamları çıkarmalıyız. Çünkü top oynarken müdahale ediyorlar
Yorum yapmadan anlatılanlar yazılmış
İtiraflar olduğu gibi yazılmış
Federasyonun siyaset ve mafyadan temizlenmesi lazım
Ali Palabıyık, Alanya maçında Galatasaray’a kırmızı kart gösterdim hakemlik hayatım bitti
Senin tahtan kapalı külliyeden onay gelmiyor deniliyor
Fenerbahçe, son kale
Kendi başkanını kendi seçebilen, stadını kendi yapan, transferini kendi yapan takım FB
3 Temmuz 2011 şike davası yılında FB,
1- 5 dalda şampiyon oldu
2- 2-Avrupa’nın en fazla gelir kazanan 20 kulübü arasına girdi
3- Borsada değeri GS, BJK, TS toplamından fazla oldu
Bünyamin Gezer, Muslera’ya kırmızı kart gösterince hakemliği bıraktı
Ondan sonra kimse Muslera’ya kırmızı kart gösteremedi.
2013 Aziz Yıldırım son Kaleyi bırakmadı. Başkan seçildi
Okan Buruk “bu penaltıyı veren hakem bir daha burada maç yönetemez”
Rasim Ozan Kütahyalı “GS’nin kayırılmasını sağladık. 3 temmuz olmasaydı GS bitmişti”
Ali Palabıyık “GS’ye kırmızı kart gösterdim hakemliğim bitti”
Serkan Çınar
Kemal Yılmaz
Penaltı antrenmanı yapan GSliler, Okan, Umut, Burak,… anlatan Selçuk İnan
Erdoğan Bayraktar, AKP Bakanı, “TS için çok ince ayar çalışma yapıyoruz”
2013 FB başkanlık seçimlerinde Bilal Erdoğan bizzat gelip oy kullandı. Adayı Mehmet Ali Aydınlar kazanamadı. Aziz Yıldırım kazandı
Neymiş Bu Yapı?Ateş Bakan · Kırmızı Kedi Yayınevi · 20252 okunma
MustafaKemal'ingeçerkenuğradığıcephe(!), çanakkale ..
okumuş olduğum kitap mehmet niyazinin (yazarın adı mehmet değil, mehmed, farkındayım.. el alışkanlığı sebepli kendisinden yazım boyunca yeri geldiğinde mehmet niyazi şeklinde bahsedeceğim..) yedi yıllık bir çalışma, okuma, sonrası yazdığı bir çanakkale romanı.. kendisi bu romanın ortaya çıkış sürecini şöyle dile getirir; 'aslında benim tarihi olayları yazmak gibi bir niyetim yoktu. 70li yıllarda bir program için almanyaya gitmiştim. yaşlı bir prof. yanıma geldi. 'genç, bu çanakkale savaşını bir daha yapabilir misiniz?' dedi. ben tabi çok şaşırdım, ama 'yapabiliriz.' dedim. almanyaya gittiğim zaman bana hep 'çanakkaleyi anlat.' diyorlardı. ben de onların çanakkale hakkında ne yazdıklarını merak edip kütüphanelerine gittim. almanya kütüphanelerinde çanakkaleyle ilgili 700 küsur kitap buldum. sonra beyazıt devlet kütüphanesine geldim. orada ise çanakkale hakkında o zamanlar sadece 23 kitap vardı. biraz araştırdım, okudum. bir gün beyazıt kütüphanesinde araştırma yaparken, Osman Selim Kocahanoğlu diye biri geldi kütüphaneye. bana orada ne işim olduğunu sordu. 'çanakkale hakkında bir kitap yazmak istiyorum, ama altından kalkabilir miyim bilemiyorum.' dedim. 'çanakkalede ne var, gavurlar bize hücum etti, askerlerimizi görüp çekip gittiler.' dedi. bunu söyleyen de üniversite mezunu biri. 'sen bunu söylüyorsan, bunu yazmak üzerime farz oldu. dedim ve yazmaya başladım. çanakkaleyi ciddiye almıyorlardı. çünkü orada ne olduğunu bilmiyorlardı.'
şimdi de bu düşünceden hareketle yazılmış romanın içeriğine bakalım biraz..
Mehmed Niyazi nin yazdığı Çanakkale Mahşeri adlı kitap çanakkale savaşının başladığı ilk zamandan (kasım 1914) itilaf devletlerinin çekildiği zaman (ocak 1916) aralığını kapsayan bir roman..
bu da haliyle