Der Schtyrer’in odasında ayakta durmuş, kulaklarımın dibinde vızıldayan tehdit ve hakaretleri dinlerken, insanlarla yüz yüze gelmenin, korkup saklanmaktan daha kolay olduğunu anlamış bulunuyordum.
Faşist karakterli bütün gerçek erkekler gibi Gullberg’in de astlarının duygu ve düşüncelerine ayıracak zamanı yoktu. Kendisi üstün ırktan, seçkin ve dünya ile ilgili son derece önemli görüşlere sahip bir kişiydi.
“Asla aldanma oğlum. Senin iyiliğini istiyoruz diyenlere inanma!”
Ben de başımı sallar ve söz verir, karşılığında da şeker alırdım.
Belki de ihtiyar bende, benim farkında olduğumdan da fazla şey görmüştü.