Bir insanı bir yerden kaç kere kırabilirsiniz?Parça parça olmuş bir yüreğe hangi sözler söylenir?
Peki ya can kırığı olduysa ve sadece tevekkül edip bekliyorsa hiç mi korkmazsınız ?
Oscar Wilde’ın dili ilk başta oldukça sakin geliyor. Hatta bazı bölümlerde uzun sohbetler, estetik üzerine düşünceler var diye insan “Bu kadar övülen kitap bu mu?” diye düşünebiliyor. Ama sonra hikâye yavaş yavaş içine işliyor. Çünkü Dorian’ın değişimi bir anda olmuyor; tıpkı gerçek hayatta insanların yavaş yavaş dönüşmesi gibi. Önce küçük bir kibir, sonra biraz bencillik, sonra vicdanın sesini kısmaya alışmak…
Romanın en etkileyici yanı bence şu: Günümüzde bile aşırı güncel hissettirmesi. Sosyal medyada kusursuz görünme çabası, genç kalma takıntısı, insanların karakterden çok görüntüye değer vermesi… Wilde bunu 1800’lerde yazmış ama bugün yazılmış gibi duruyor.
Dorian karakterine kızıyorsun ama bir noktada onu anlıyorsun da. Çünkü herkes biraz “kusursuz kalmak” istiyor. Lord Henry ise kitabın en tehlikeli karakteri olabilir; söyledikleri o kadar etkileyici ki insan bazen yanlış olduğunu bile bile hak veriyor. Wilde burada çok ince bir şey yapıyor: Kötülüğü bağırarak değil, çekici göstererek anlatıyor. Benim en sevdiğim tarafı ise şu oldu: Kitap bittikten sonra hikâye bitmiyor. İnsan ister istemez kendine dönüyor:
“Ben olsaydım neyi saklardım?”
“Karakterim yüzüme yansısaydı nasıl görünürdüm?”
Belki de romanın asıl gücü burada.
Kısacası bu kitap bana göre klasik olduğu için değil, insanın içindeki çürümeyi çok zarif ama acımasız anlattığı için unutulmaz. Ağır ilerlediği yerler var ama finaliyle birlikte bütün o sakinliğin neden gerekli olduğunu anlıyorsun. Oscar Wilde okuru acele etmeden, yavaş yavaş rahatsız ediyor. Ve bunu inanılmaz iyi yapıyor.
Dorian Gray'in Portresi