“Bir kuşu özgür olduğuna ikna edebilmek niye dünyanın en zor işi?”
Hep duymuştum ve okumak istemiştim. Sonunda okudum ve beni tahmin ettiğimden bile fazla etkiledi. Hatta uzun bir süre baş ucu kitabım olarak kalacağını biliyorum.
Kitap martıların üzerinden ilerliyor fakat o martılar aslında bizleriz. Martı Jonathan diğer martılardan farklı. Sadece yemek yiyerek ve diğer sıradan günlük işleri yaparak yaşamanın anlamsızlığını görüyor. Bir martı olarak uçmayı öğrenmenin onu özgürlüğe götürecek asıl yol olduğunu fark ettiğinde bütün her şeyini buna adıyor. Uçmayı öğrenme hikayesi ile beraber ufkumuzu açacak mükemmel bir serüven sunuyor bizlere de.
Jonathan bütün martılara aykırı yaşıyor ve özgürlüğü arıyor. Bunu gerçekten istediği için özgür olmayı başarıyor fakat diğer martıların özgür olmanın nasıl olduğunu bilemeyeceklerine üzülüyor ve dışlandığı sürüye geri dönüyor. Başkalarına da özgürlüğü gösterebilmek için.
Gerçekten isteyen birkaç hevesli kişiyle beraber bir yola çıkıyor. Yolun sonunda ise öğretmenlik görevini artık ilk baştakinden çok farklı noktalara gelmiş öğrencilerine devrediyor. Bunu yaparken ise tek bir isteği var.
“Hakkımda saçma sapan söylentiler çıkarmalarına ya da beni Tanrılaştırmalarına sakın izin verme, olur mu Fletch? Ben, belki de sadece uçmayı çok seven bir martıyım…”
Burası beni kitapta belki de en etkileyen kısımdır.
Çünkü burada asıl demek istediği ben normal bir martıyım. Sadece özgür olmayı, uçmayı çok istedim ve bunun için gereken her şeyi yaptım.
Onu tanrılaştırmak demek bütün çabalarını boşa saymak demekti. Onu ulaşılmaz bir noktada görmeleri martıların kendilerini de kısıtlamaları demekti.
Fakat tabiiki aradan uzun zaman geçti ve martı Jonathan bir efsane oldu. Bir zamanlar yaşamış olduğundan bile şüphe duyuldu. Son isteği de