Rıchard Bach martı ile aslında toplumun sosyolojik incelemesini ve toplumun birey üzerindeki baskılarını bizlere alt birer nota olarak verdiğini görmek mümkün, peki toplum isteklerimiz konusunda bizleri ne derece etkiliyor. Martı Jonathan üzerinden öğrenme isteği ve azmi toplumdan dışlanışı ve kalıpların dışına çıkarak düşünce gücünün (inancın) gücünü anlatıyor. İnanç kişide büyüdükçe ve inandıkça gelen başarı ile aslında kalıpların yıkılışı olarak nitelendirilebilir bir durumun ortaya çıkışı bu kez toplum açısından ya bir mucize yada bir lanet olarak görülüyor aslında toplum sizleri asla bir kalıba sokmadan kabullenemiyor. Kalıpların yok olduğu yerin cennet olarak nitelendirilmis olması ve öğretme duygusunun cenneti terk edecek kadar ağır basan bir istek bir duygu oluşu toplumun ıslahının ne denli istendiği öğrenme isteğinin bastırılmasına karşı mücadele isteği değilde nedir? İşin özü kısacık bir hikâyede muhteşem analizler yer alıyor ve 78 sayfada hayatın genel bir taslağını görüyoruz iyi okumalar...
Birliğimizi, özümüzü hatırlatan bu mini öykü ne kadar da kıymetli. Bazı insanlar vardır zamanın ötesinde yaşayan zihnin sınırları farkedip sınırsız bilinçle var olan. Martı Jon da öyleydi. Sınırsızlığında yaşayıp herkesin bunu yapabilceğini, sevgiyle birlik içinde yaşayabileceğine inandı. O bir Tanrı olmayı kabul etmedi. O zihnin kalıplarını yıkıp özgür bir yaşamda olmayı seçti. Sevgili Jon'un idrak ettiği saf sevgiyi bulmak dileğiyle...
"Bazende şöyle derdi Jonathan onlara:
"Kanat ucunuzdan kanatucunuza bedeninizin tümü, aslında düşüncenizin somutlaşmış biçimidir. Düşüncelerinize vurulan zinciri kırın, göreceksiniz ki bedeniniz de zincirlerini koparıp atacaktır..."
Hikaye Martı Jonathan'ın uçuş deneyimlerini ve uçarken başından geçenleri ve kendimize ders çıkarabileceğimiz olayları anlatıyor keyifli okumalar.
...
Martı Jonathan Livingston
▪︎Acaba biz, dünyamızdaki özgürlüğün bitişini izleyen martılar mıydık?
▪︎Cehaletimizi kırabiliriz, becerilerimizi, yeteneklerimizi ve zekamızı kullanarak kendimizi bulabilir, kendimiz olabiliriz. En önemlisi, özgür olabiliriz..Uçmayı öğrenebiliriz.
▪︎"Jonathan," dedi, "sevgiyi sakın ihmal etme." Ve bunlar, onun son sözleri oldu.
▪︎ Rakamlar sınırları belirler; iyinin, mükemmelin sınırları yoktur.
Çoğu martı sırf yiyecek bulmak, sahilden ayrılıp tekrar geri dönebilmek için uçar. Bunun dışında bir şey öğrenmek için uğraşmazlar. Oysa Martı Jonathan Livingston için önemli olan yemek değil uçmaktır. Uçma sevdası ile diğerlerinden ayrılan Jonathan, çıktığı yolculukta kendi dünyasının sınırlarını aşar...
Büyük küçük herkesin okuyabileceği bir kitap. Kısa ve bol resimli olmasından dolayı biraz basit gibi görünsede üzerine düşünmeye değer, anlamlı bir kitap. Okuyucuya güzel mesajlar veriyor.
Kitaptaki 4. Bölüm aslında en başta yazılsada kitapta yer almamış, daha sonraki yıllarda eklenmiştir. Yazar bu durum için şöyle der: "Bu bölüm, daha kimse geleceği bilmiyorken yazılmıştı. Şimdi ise geleceği biliyoruz."
Kitabı seçerken 4 bölümden oluşmasına dikkat edin 4. Bölüm kitabı ayrı bir noktaya taşımış.
Unutmayın! bizde, Martı Jonathan Livingston gibi özgür olabiliriz. Kendimizi bulabilir, kendimiz olabiliriz! Uçmayı öğrenebiliriz!
Yıllar sonra tekrar elime alıp, kısa bir sürede okuduğum çerezlik kitap.
Richard Bach olağanüstü bir şey koymuyor önünüze, hepsi salt gerçeklik.Her bireyin de gün içinde şahit olduğu, cehalet, sabit düşünce, riya, sürü psikolojisi gibi konular, bu eserin içinde rahatlıkla bulunabilir.
Popülerliğini biraz da içerdiği mesajlara bağlıyorum. Fakat edebi açıdan vasat. Betimlemeler yetersiz, hatta hiç somutlaştıramadım desem yeridir.
Toplumun, potansiyel Martı Jonathan Livingston'ları, nasıl tekdüzeleştirmeye çalıştığını, bu tabuları yıkıp kendi devrimini gerçekleştirmek isteyenlerin de kolaycılığa ve tembelliğe alıştırılmış çoğunluğun içinde yalnız bırakılarak yenilmeye mahkum edilişi anlatılmış. Resmen günlük yaşantımız :)
İyi okumalar.
Kitabı çok iyi anlayamamış bir arkadaşın tavsiyesi üzerine belediye otobüsüne okudum. Sıkmamakla birlikte hafiften sığ geldi. Alögorik bir kitap. İnsanı anlatıyor aslında. Kısa ve çabuk okunuyor.
Martı Jonathan Livingston, umudun umudu
İnsanın yapamam dediklerini yapabileceğini göstermekle birlikte sabır ve azmin bir simgesi o sadece uçmak istedi ve bunu sevdiği için yaptı ama unutmayalım sadece sevdiği için ve o sadece öğrenmek istedi herkese rağmen her şeye rağmen yüreğinin benliğinin özünü keşfetmek ve ona doğru içindeki cennete uçmak istedi önce düşündü sonra düşündüğü her yerde var oldu sonra evet başardı o bir Martı'ydı ve martılar uçamaz diyenlere sen yapamazsın diyenlere aslında bir cevaptan çok bir çıkış yolu bir öğreti oldu ve o uçtu bir martı olarak şimdi düşün sevgili okur sen ne yapmak istiyorsun önce bir düşün sonra düşündüğün yerde var ol...
Harika bir kişisel gelişim kitabı. İnsanın kendi potansiyelinin farkına varırsa hiçbir sınır tanımayacağını defalarca vurgulayan bir kitap. Sınırları oluşturan, onlara inanan biziz. Halbuki kendimizin farkına varsak öyle güzel olacak ki her şey. Bu kitap tam da herkesin kendinin ne olduğunu gösteren bir kitap. Eğer istediğiniz hayal ettiğiniz şeyleri ulaşmak istiyorsanız önce içinizde ki potansiyele bakın. Kendinizin farkına varırsanız sınırlarınızın ötesinde yaşarsınız.
Yıllar önce okuduğum ve etkisinde kaldığım bu yüzden bende tekrar okuma isteği uyandıran kitap. Geçen zamanla birlikte hayatın içinden birçok şey barındırdığını ve birçok derin anlamları olduğunu daha iyi anladım. Jonathan'la birlikte bende uçuyorum sanki. En beğendiğim kitaplar içerisinde kesinlikle.
Doğar doĝmaz edindiğimiz kuralları yasaları etikleri bize sorulmayan isminiz dininiz ve kurmadıginiz hayallerde dahil sorulmayan her soruyu bu kitap size sordurmayı başarıyor
Evet doğdum ama her şeyim hazırdı her yeni kural yasa din ve hayal için bir yer aćmışlardı bile bana sorulmadan onlara uymam gerektiği küçükken öğretildi eğer öğrenmez ve karşı çıkarsan martı grubunun jonathan'a yaptığı gibi cezanız toplumdan dışlanmak ve linçlenmektir.
Sonuç ise jonathan gruptan dışlanmayı ve linçlenmeyi göze aldı ve önder bir martı oldu kendisini gruba göre yetiştirmedi hayallerine ve içindeki o arzuya göre yetiştirdi ,sonunda kıymeti anlaşıldı tabi ki linçlenmeye daima devam etti sonuç olarak onu duyan ,gören ve bizde yapabiliriz diyerek ona inan martılar oldu başarmıştı.
Kitap sonunda "en zoruda martılara kendilerine inandirmaktır yazisıydi", karşımızdaki insana sadece ön yargımız yoktur her zaman yargıladıĝımiz biri vardir oda kendimizdir.
Ve "bir atomu parcalamak ön yargıyı parçalamaktan daha kolaydır".
kendi yargımızı parçalamak dileğiyle
Dışlanmaya ve linçe rağmen Arzularınızın peşinden koşun .
Görüşmek üzere
Richard Bach (23 Haziran 1936) ABD'li yazar 1955'te Long Beach State College'e başladı. Kurgu ve hayal konusunda birçok eser yazdı. Kitaplarının çoğunu kendi hayatından esinlenerek yazdı. Hava Kuvvetleri'nde pilot olarak çalıştı. Ardından birçok işe girdi. Kitaplarının çoğunda bir şekilde uçmaktan bahsetti.
1970 yılında; yem bulmak için uçmak yerine hızlı ve akrobatik uçmayı seçen bir martının hikâyesini anlatan kitabı, Martı'yı yazdı. Kitap 10.000 sözcükten daha az olmasına rağmen kurgu ve kurgu dışı kitaplar arasında en çok satan oldu. Rüzgarla Uçmak'a kadar en çok satanlarda yer aldı. Rüzgarla Uçmak 1972'de 1.000.000'dan fazla kopya sattı.
Son yıllarda hayranlarıyla ilgilenmeye başladı. 1990'larda bir Amerikan şirketinde hayranlarının maillerine cevap yazmaya başladı.
Bach'ın 6 çocuğu bulunmakta ve Bette adında bir eşi var. Ardından gazeteci olarak işe başladı ve babasız büyümek hakkında bir kitap yazdı.
Bach 1977'de, Martı filmini çektiği sırada, aktris Leslie Parrish ile evlendi.
Bach'ın Sonsuza Uzanan Köprü ve Bir eserlerini etkileyen kişi oldu. 1999'da boşandılar. Martı kitapları arasında en iyi kitap oldu.