Dünya o kadar büyük ki;
Bir noktayım ortasında, ne yapsam.
Bazan da o kadar küçülüyor ki dünya,
Devrilecek sanıyorum, kımıldarsam.
Hayat o kadar uzun ki,
Öyle bitmez geliyor ki bir an..
Bir de bakıyorum, o kadar kısalıyor ki;
Ne çıkar, diyorum, bir hayattan
Saadet o kadar lazım ki yaşayana;
Billahi can verir uğrunda insan.
Hem o kadar boş ki mesud olmak,
Gün yüzü görmeden ölenlerin arkasından.
Ben o kadar önemli kişiyim ki,
O kadar iyiyim ki aklım ve düşüncelerimle.
O kadar fenayım ki ben
Delice niyetlerimle.
Gece; ne kadar karanlık ve sessizsin..
Öyle kaplayorsun ki evleri, denizleri.
H em o kadar aydınlık ve seslisin ki;
Çılgınca coşturuyorsun bizleri.
Sabah; bir yeni dünya gibi geliyorsun;
Öylesine süslü, öylesine saadesin ki..
Sen o kadar güzelsin ki sabah,
O kadar güzelsin ki.
Kim bilir ,belki de hayatındaki iki kadını buluşturmak istemişti.Belki onlara karşı kendini suçlu hissetmişti.Belki artık susmasınlar istemişti.Latife düşündüklerinden korktu.Aslında düşündüklerinden değil de onları buluşturanın o olabileceği ümidinden …
Hayat ona ümit etmemeyi öğretmişti çünkü…Ümit etmek ,acı demekti onun için beklemek demekti,gelmemesi demekti.Her defasında biraz daha içine kapanmak,biraz daha yaralarına sarılmak demekti.
“Doğrusu tek başına savaşmaktan yorulmuştu.”
“Tuhaf bir sohbetti ama yalnız bir insanın her kimle ve her ne konuda olursa olsun konuşma ihtiyacı duyduğunu anlayacak kadar tek başına yaşamıştı.”