Haklı olarak söylendiği gibi bedenimiz bizi aşklar, tutkular korkular, her türden hayaller ve saçma gevezeliklerle doldurur ve onun yüzünden bir an olsun en basit bir şeyi bile düşünmemiz mümkün olmaz. Savaşlar, isyanlar ve çatışmalar bedenle onun istekleri yüzünden çıkmıyor mu? Bütün savaşları iyi kazanımlar sağlama isteği yüzünden çıkar, maddi kazanımlara da bedenimizle köle gibi hizmet etmek için ihtiyaç duyarız. İşte bu yüzden felsefeye ayıracak boş zamanımız kalmaz.
Herkes bir yerlerde iş bulma derdinde, yani, ben şurada şuyum, deme derdinde, işe gelince de yan çiziyorlar. Çünkü bir sürü rütbe var ve her rütbe kesinlikle kendi rütbesine göre bir davranış bekliyor, doğal olarak, sonra da azarlamalar rütbe derecesine göre değişiyor, çünkü eşyanın tabiatı bu! Zaten dünyanın düzeni bu, canım, hepimiz birbirimize hava atıyoruz, hepimiz birini azarlıyoruz. Bu tedbir olmasa dünya ayakta kalmaz, düzen diye bir şey olmazdı.
Alıştım, çünkü ben küçük bir insanım; fakat, bütün bunlar ne için? Kime ne kötülüğüm olmuş? Birinin rütbesine mi engel oldum? Üstlerimin önünde birine mi engel oldum? Birine kölelik mi yaptım? Böyle bir şeyi düşünmeniz bile günahtır, canım! Ne diye yapayım bütün bunları?
Hatıralar mutlu olsun, kederli olsun, hep avı verir; en azından benim için öyle; ama bu acı tatlı bir acı. Ve kalp ağırlaştığı, daraldığı, sıkıldığı, kederli olduğu zaman, o zaman hatıralar onu tıpkı sıcak bir günün ardından gelen rutubetli bir gecede çiy damlalarının zavallı, kurumuş, gündüz vakti sıcaktan kavrulmuş bir çiçeği canlandırması gibi aydınlatıp canlandırır.