Son üç asırdan (18,19 ve 20. asırlardan) beri, tâlim ve terbiyede "beş
duyunun" rolüne, büyük ağırlık verilmiş bulunmaktadır. Gerçekten de
"maddeyi" ve "maddî tezahürleri", tanımada, anlamada ve yorumlamada
"beş duyunun" rolünü kimse küçümseyemez. Ancak, unutmamak gerekir
ki, "beş duyu", belli sahalarda, belli ölçüler içinde "beşer idrakine" yardım
edebilir. Sahası dışında işe yaramaz. Bilfarz, göz, görme işinde
fonksiyoneldir de "koku" almada işe yaramaz. Yine "kulak", sesleri işitir
de renkleri duyamaz. Tıpkı bunun gibi, "beş duyu", maddenin ve maddî
tezahürlerin idrakine yardım edebilir de, "ruhu tanımada" âciz kalır.
Çünkü, ruh, maddeden "türeme" değildir. O, Allah'ın yarattığı ve "beş
duyudan gizlediği" bir keyfiyettir. "Beş duyu", keyfiyet âlemini inkâr
edemediği gibi, müşahhas olarak yakalayamaz da.