Hiç kimsenin kuşkusu olmasın, Ahmet Hamdi Tan-pınar'ları, Halide Edip'leri, Hüseyin Rahmi'leri, Orhan Kemal'leri, Sait Faik'leri, Sabahattin Ali'leri, Nâzım Hikmet'leri unutan ortak bellek, yarın, bugünün yazarlarını da hiç duraksamadan silip atacaktır. Çünkü vefasızlık virüsü en acımasız kültürel geleneklerden biridir ve kamusal bilince bir kez bulaşınca bir daha kolay kolay gitmez.
Sayfa 103 - Radikal Kitap, 8 Ekim 2004·Kitabı okudu
Çünkü umut hâlâ insandadır. Hayır demeyi bilen olmaz demeyi bilen, kabul etmiyorum demeyi bilen insanda Unutma sakın, hak için gösterilen inat kutsaldır.
Sayfa 51 - Radikal Kitap, 27 Ekim 2006·Kitabı okudu
Yeni inanç sistemi kabul edildiğinde bile,eski inancın ritüeli, inanış, gelenek ve görenekleri yeninin içinde yaşamaya devam eder. Örneğin; Hititlerin ünlü Kaneş Kraliçesi Destanı'nda, Kaneş kraliçesinin bir defada otuz erkek çocuk doğurmasından, sonra da tanrıların gazabından korkup, oğullarını bir sandığa koyup ırmağa bırakmasından söz edilir. Benzeri bir olay Tevrat'ta da anlatılır. Musa Peygamber bebekken, firavunun zulmünden korkan anne babası onu bir sepete koyup ırmağa bırakmışlardır. Başka bir örnek Ayasofya'daki İsa mozaiğidir. Hıristiyanlıktan önce Anadolu'daki çoktanrılı din kültüründe Apollon ışığın tanrısıydı, yani dünyayı onun aydınlattığı söylenirdi. Bugün Ayasofya'nın kapısının üzerindeki İsa mozaiğine bakarsanız, İsa'nın sol elinde bir Incil tuttuğunu görürsünüz. İncil'in üzerinde "Ben dünyanın ışığıyım" yazmaktadır. Her kültür bir önceki kültürün bağrında doğuyor, onu reddederken aynı zamanda içselleştiriyor. Yani kadim metinler, daha önce söylenmiş, kil tabletlere, papirüslere yazılmış, kayalara kazılmış bütün o sözcüklerin arıtılmasıyla, damıtılması, elenmesiyle oluşmuş metinlerden başka bir şey değildi.
Paris, aşkı sadece yaşayanların değil, yazanların da şehriydi. Edebiyat ve felsefe burada duygularla yan yana yürüyordu. Victor Hugo tutkuyu, George Sand özgürlüğü bu sokaklarda yaşadı. Jean-Paul Sartre ile Simone de Beauvoir'in aşkıysa, belki de bu şehrin en cesur hikâyelerinden biriydi. Onlar aşkı sahiplenmekten çok dü-şünmek, sınırlamaktan çok genişletmek istediler. Pablo Picasso, Amedeo Modigliani... Hepsi burada âşık oldu, ayrıldı, yoksulluk çekti, ilham buldu. Aşk sadece parlak hâlini değil, acıyan, eksilen, yaralayan yanlarını da romantikleştirdi. Belki de bu yüzden, burada aşk hem güzeldi hem de ağırdı.