Aşırı kalabalık caddede cep telefonumu çalan tipe hiç çaktırmadan, onun mesaisi sırasında cüzdanını çalarak, cüzdanımı çalanın kıç cebinden cep telefonunu araklayarak, telefonlu ve cüzdanlı olarak, yani neredeyse zararsız ulaştım Beşiktaş vapur iskelesine. Vapura daha 20 dakika var.
Muhtarsızlık çok güzel. Mahallenin ortasına bir muhtarmatik koyulacak. Şifreni, vatandaş kimlik numaranı, annenin kızlık soyadını, babanın göbek adının bir, üç ve beşinci harflerini tıklayıp alacaksın makinenin ifraz ettiği nufüs suretini. Babanın göbek adı dört harfliyse yandın! Nüfus suretsiz sürdüreceksin yaşamı...
Köylü gittikçe yoksullaşıyor, Hamzanın baskısı gün geçtikçe artıyordu. Dikenlidüzü köylüleri artık onun elinin oyuncağıydı. Çalış, diyor, çalışıyorlar. Yat, kalk, otur, uyu diyor, bir dediğini iki etmiyorlardı. Küskün karanlıklarına da gittikçe gömülüyorlar, vurdumduymaz, hiçbir şeyle ilgilenmeden, gülmeden ağlamadan, öfkelenmeden, sevinmeden bir tuhaf havanın içinde yuvarlanıp gidiyorlardı. Umut ettikleri hiçbir şey yoktu. Umut edememenin boşluğundaydılar.