Kahvede on beş yirmi kişi var henüz: bekârlar, fen memurlar, müstahdemler. Aşevimiz diye adlandırdıkları aile pansiyonlarında tez elden bir şeyler atıştırdıktan sonra, biraz da lükse ihtiyaçları olduğu için, zarla poker oynarlar. Biraz gürültü de ederler, ama uzun sürmez, canımı da sıkmaz zaten. Var olmak için onların da birlikte bulunmaları gerekiyor. Bense yalnız, yapayalnız yaşıyorum. Kimseyle konuşmuyorum, hiç kimseyle. Tek bir bağlantım yok.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
'Gerektiği zaman bir insana acı çektirmekten ürkecek kadar korkak değilim.' Evet, öyle tabi; ama Mathieu hep söylediklerinin aksini yapardı; insanlara acı çektirebilecek kadar cesur olmamıştı hiçbir zaman.
"İnsanları şemsiyeymiş ya da dikiş makinesiymiş gibi etiketleyip sıra sıra dizip ayırmak tutkularıyla Tanrı hepsinin belasını versin," diye düşündü. "Ben değilim... O da değilim, bu da değilim... Hiçbir zaman bir şey olmadım!