Ve birkaç yıl boyunca gerçekten de odanın işte şimdi doğru olduğu duygusunu taşır . Daha da sonra, belki bir 10 yıl daha geçince, yine memnuniyetsizliğe kapılır, çünkü biz nasıl değişiyorsak mekan duygumuz da değişir; insanın etrafında hiçbir zaman değişmez bir düzen olmaz .aynısı hayat içinde söz konusudur; yöntemler oluşturur ve uzun süre zaman planımızın mükemmel olduğunu düşünürüz, sabah çalışır öğleden sonra yürüyüşe çıkar, akşam kendimize geliştiririz ve bir gün gelir, gündelik akışın ancak tam ters yönde katlanılabilir ve anlamlı olduğunu fark ederiz, nasıl olup da yıllarca böyle saçma bir düzenlemeye göre yaşadığımızı anlayamayız. Böylece içimizdeki ve etrafımızdaki her şey değişir. Her şeyin bir mühleti vardır, yeni düzenin yeni ruhsal huzurun; hatta değişim bile, günün birinde zaman aşımına uğrayacak , kendine özgü bir kanuna göre gerçekleşir. Neden? belki günün birinde biz de zaman aşımına uğrayacağımız için.
Çok okuyordum. Fakat işte okumak da böyle bir şeydir. İnsan ancak okuma sürecine kendi de bir şey katarsa kitaplardan bir şeyler edinebilir. Yani bu sürece, ikili mücadelede yara almaya ve yaralanmaya, mücadele vermeye, ikna etmeye ve edilmeye, sonra da öğrendikleriyle zenginleşerek bunu hayatta ya da işte kullanmaya hazır bir ruhla girerse.
Hayatın Kader anları, hastalık, ayrılık, insanlar arasındaki nihai bağ; bunlar bizim belli bir anda bir şeyleri açıklamamıza, saptamamıza ya da öğrenmemize imkan verecek şekilde, bir günde olmaz. Belirleyici olayların farkına vardığımızda genellikle hepsi çoktan olup bitmiştir ve bize kalan tek şey bunu kabul etmek, avukata ya da doktora başvurmak ve Gül rahibi çağırmaktır.çünkü başka şekilde ifade edecek olursak, yalnızlık doldurulmuş bir hayvanı çevreleyen kafes gibi insanı çevreleyen bir durumdur.
Çünkü insan uzun zaman umut etmeyi sürdürür. Umutsuzluğu çok zor kabullenir; yalnız olduğu, ölümcül ve umutsuz bir biçimde yalnız olduğu gerçeğini çok zor kabullenir.. hayatlarında yalnızlığın çözümü olmadığını bilmeyip pek az kişi kaldırabilir. İnsan Umut eder, etrafta dolanır, ilişkilere kaçar ve bu kaçak denemelerde gerçek bir tutku, teslimiyet yoktur; kendine işe güce verir, çok çalışır, düzenli olarak seyahate çıkar ya da büyük bir evi idare eder, kendine kadınlar satın alır ama onlardan da hayır gelmez ya da koleksiyon yapmaya başlar: yelpazeler, değerli taşlar, nadir görülen böcekler. Fakat bütün bunlar hiçbir işe yaramaz nokta ve zaten insan bütün bunları yaparken hiçbir işe yaramayacağını bilir. Ve yine de umar. Ve ne olduğunu kendi de bilmez. Daha fazla para, daha eksiksiz bir böcek koleksiyonu, yeni bir sevgili, ilginç ahbaplar, harika geçen bir gece ve daha da baş döndürücü bir bahçe partisi, bütün bunların hiçbir işe yaramadığını çok net hisseder. O yüzden düzeni kuruş; yokluktan, panik'ten. Uyanık olduğu her an etrafındaki hayatı düzenler. Devamlı bir iş tamamlanır; belgeler, ateşle aşk saatleri, cemiyet hayatı... Yeter ki yalnız kalınmasın! Yeter ki bir an olsun yalnızlıkla yüzleşmeyelim! Çabuk, insanlar gelsin nokta ya da köpekler. Ya da goblenler. Ya da hisse senetleri. Ya da sevgililer. Çabuk, biz net bir biçimde görmeden önce yetişsinler.