-Genel anlamda beden, özellikle de kadın bedeni, felsefenin en büyük eksikliği değil mi?
-Bu kadar basit değil. Bedenler, erkek ve kadın bedenleri birbirinden farklı görülür. Erkek bedeni bir fatih, bir savaşçıdır: Dünyayı zapt eder, güçle veya kurallarla egemenlik kurar. Yalnızca etten ibaret değildir. Erkek bedeni, feda edilebilen bedendir de. "Yaşamını feda etmek" çok yüceltilen erkeksi bir kahramanlık şeklidir. Oysa klasik felsefede kadın bedeni küçümsenir, yalnızca üreme, besleme ve yaşamı korumayla sınırlı olduğu düşünülür. Burada tensel, neredeyse hayvansı bir niteleme söz konusudur. Bu geleneksel bakış açısına göre erkek hayvan değildir ama kadın biraz öyledir! Açıkçası Eski Yunan felsefesi, ardından da Hristiyan teolojisi, cinsiyet ikiliğini "anlaşılabilir" ile "hissedilebilir", "ruh" ile "beden", "tin" ile "ten" arasındaki metafizik karşıtlığa dayandırmıştır. Ben buna "cinsiyetlerin metafizik rol dağıtımı" diyorum: Erkek tini, kadınsa teni ve tensel olanın aktarımını temsil etmektedir. Erkeklere ten, kadınlara tin vermek -böylelikle hiyerarşi biraz hafifleyecek olsa bile- yeterli olmayacaktır. Daha radikal olarak, "tensel" ile "tinsel" arasındaki metafizik karşıtlığı sorgulamak gerekir. Ayrıca çocuk doğurmak artık bir zorunluluk olarak değil, bir güç olarak görülmelidir.