bir kez kınından çekilmişti ayrılık
yanacaktı ten, yanacaktı su, yanacaktı dil...
bu ahulu hançerin önüne geçilemezdi, geçilemedi.
yineledi acı seyduna'nın bir avuç kalan, ufalanan bedeninde
ardından gidemedi, çöldü, geçitsizdi ayrılık
o çölü geçemedi, kaldı
artık içine gömüldüğü,
gün yüzü göstermediği sözlerdi şahrud...
başladı upuzun susmalar bakışlarında
aldı çölü, bastı sustuğu yerine
kaç sevda çadır kurup sökmüştü teninden...
yüreğinin ufalması biraz da bu göçerlerden.
adının anlamını aramadın akarsu yazgılım!
adınla kalsaydın belki de benim olurdun, benim!
öyle bakma, gözlerinin şafağı iniyor yüzümün alacasına
tılsımdım her dem, yüreğimin pususunda yitip giden...
bense korku hançerimi suyunda bileyen
susalım,ayrılıklar uyuyor sinemde,uyarmayalım.
yüreğimiz sıyırmaz...
azını verenle yola çıkılmazdı, aydım
sende yiğit hançerlerce akan gözyaşları
benim de saklımda saklı.
git, bırak bakışlarım şaşkın ve rehin kalsın akıp gidişinde.
görünce seyduna'nın gözlerini
sıra dağlar çözdü kollarını,
öptü şahrud'un yaralı bakışlarından,
dudakları seyirip çürüdü içine ağlamaktan,
içinde ölene ağlamaktan...
şahrud bu son öpüşle tamamlandı.
seyduna'nın yüzüne başını kaldırıp bakmadı.