Eser işgal altındaki İstanbul Hükümeti dönemi üzerinden ”Türkiye’nin yaşayacağına inanmayan bir Türk’ün kaç türlü ahlâkı olabilir?” sorusunun karakterler üzerinden cevabıyla batıcılık-milliyetçilik buhranı içindeki insanları çok iyi şekilde tahlil etmiş bir fikir romanıdır.
-SPOİLER-
Bana göre kitaptaki Orhan karakteri tam bir Türk milleti portresi çizmektedir. İmam babasının şedid ve her şeye koşulsuz iman eden sefil biri olmasından nefret eden Orhan çözümü materyalizme sığınmakta bulacağına inanmıştır.Aynı zamanda milliyetçidir de. Fakir olduğu dönemde materyalizm fikirleri sarsılır ve o esnada Vedia’ya tutulur. Vedia burada batı-doğu arasında kararsız kalmış başka bir Türkiye portresi çizmektedir. Maddi durumu düzelen Orhan ilk olarak kılığını değiştirmiştir bununla birlikte yaşam tarzı da değişir. Orhan’ın tereddütleri Vedia’nın ölümle burun buruna gelmesinden sonra materyalizmden net olarak kaymıştır. “Ölümün karşısında herkes eşittir” der. Vedia ise bir türlü milliyetçi Orhan ve Türk fakat tam bir batılı olan Rüştü arasında karar veremez. Sonradan öğreniriz ki, Orhan’ı Rüştü ile aldatmıştır. Fakat ondan sonra asıl istediğinin Orhan olduğunu anladığında iş işten geçmiştir. Vedia’nın gözü açılır fakat Orhan’ı çoktan kaybetmiş olur. Sık sık batı karşısında milliyetçiliğin, materyazlim karşısında maneviyatın sorgulandığı bu eserinde yazar bize, gözümüz açılacak fakat iş işten geçmiş olacak, der gibi fikirleri çarpıştırıp bizi düşünmeye iterek uyarıyor âdeta.
Son olarak:
Vedia’nın Orhan’la kendi fikirleri hakkında ilk konuşmalarını okuduğum satırlarda ilk defa Peyami Safa bir kadın karakteri, kendi tabiriyle “meşum” bir role sokmamış demiştim. Sonuna doğru hayal kırıklığına uğradım. Kitaplarını çok beğenerek okuyorum ama bu kadın üzerinden yaptığı tahlilleri beni