Kızıl/Stefan Zweig
Viyana’ya tıp eğitimi için gelen genç bir öğrencinin büyük şehirde yaşadığı yabancılık, özgüven sorunları, sorunlarla baş etme mücadelesini anlatıyor. Başarılı oldu mu peki? Spoiler yok, kısa bir kitap, okuyun derim :)
Gözü açılmamış bir bıldırcın gibi İstanbul'a geldiğim üniveriste yıllarımın ilk zamanları geldi aklıma, ben de çok zorlanmıştım, Hüseyin Etyemez abim, merak etme üç ayda buraların kurdu olursun demişti. Dediği gibi oldu, tabii yanındaki arkadaş çok önemli, iyi arkadaş bülbül gibi seni Gül bahçesine, kötü arkadaş seni karga gibi çöplüğe götürürler derler. Şükür Schramek gibi arkadaşlarım olmadı, hoş Schramek de kötü biri oldugunu sanmıyorum, kendi şahsına münhasır bir karakter işte.
Tek bir sözcük duymanın hasretini o an olduğu kadar hiç çekmemişti./Syf.6
Hüzünle sevinç, umutla düş kırıklığı sürekli iç içeydi; belirsiz bir duygu, ama daima yabancı olmak ve alışamamak.../Syf.11
Kaçmak istiyorum, buradan binlerce, on binlerce mil öteye kaçmak istiyorum... Ya da uyumak./Syf.31
Kaçmak istiyorum, buradan binlerce, on binlerce mil öteye kaçmak istiyorum... Ya da uyumak./Syf.31
İnsan bir kez havaya girmeye görsün, sonra arkası geliyor. Dilim acıyana kadar konuştum, kim bilir neler saçmaladım, ama konuştum./Syf.41
Bu insanın ağzından çıkan her sözü can kulağıyla dinlemesi, her hareketine dikkat kesilmesi bir zamanlar körü körüne seçtiği, sonra uzun süre dikkate alma-dığı mesleğinin olağanüstü gücünü ruhunun derinlerinde hissettirdi./Syf.55
Kızıl...Çocuklar bu hastalıkları yeniyor, yetişkinler ise onlara yeniliyor./Syf.63
Tavsiye eder miyim?
Bir tadığım vardı, "yoğurdu hangi yemeğin üstüne katarsan kat, sevip sevmediğime bakmaksızın onu yerim" derdi. Ben de Zweig ne yazsa yazsın okurum, peşin peşin de #tavsiyeederim derim.