"Rasulullah (s.a.s) ibadette Allah'ı birlemelerine, yalnız O'na yönelmelerine, Allah'a gereği gibi itaat etmelerine ve kafirlerle cihat etmelerine rağmen ashabı adına bu kadar endişe duyuyorsa, ilim ve amelce onlardan çok daha gerilerde olan kimseler nasıl endişe etmezler? Şirke düşmekten nasıl emin olabilirler? Oysa ki ashab, Rasulullah'ın kendilerini neye davet ettiğini biliyorlardı. İhlâsın, şirkten ve müşriklerden uzak kalmanın ne anlama geldiğinin farkındaydılar. Buna rağmen her bakımdan onlardan çok gerilerde olan kimseler neden hiçbir endişe duymuyorlar?
Hasan-ı Basri der ki:
"İman, süsten ve temenniden ibaret değildir. Ancak iman; kalplerde yerleşen ve amellerle doğrulanıp desteklenendir. Kim hayır söyleyip, hayır amel işlemezse, iman iddiası ondan kabul olunmaz."
"Allah ve Rasulü bir şeye hükmettikleri zaman, mümin erkek ve mümin kadınların kendi işlerinde başka bir şeyi seçme hakları yoktur..."
|Ahzab: 33/36
"...O'nun emrine muhalefet edenler, başlarına bir belanın gelmesinden, yahut acı bir azaba uğramaktan sakınsınlar."
|Nur: 24/63