Ne yazık ki bu ayrılış, korktuğumuzun başımıza gelmesine engel olmadı, hatta daha kötüsü meydana geldi. Türkler her istediklerini yaptılar, fakat her durumda Türklüklerini korudular. Bizlerse farklı farklı gruplara ve fırkalara ayrıldık. Her birimiz başımıza ayrı birer yönetici seçtik, her kafadan farklı bir ses çıkar oldu.
Bence Sultan Abdülhamid İslâm dünyasmın son büyük sultanıydı. Onun tahttan indirilmesinden sonra meydana gelen olaylar, Kufe ve Mısırlıların Hz. Osman’a yaptıklarından sonra meydana gelenlere benzer. Hz. Osman nasıl fitne ile Müslümanlar arasındaki sınır idiyse, Abdülhamid de bu çağda insanlarla fitne arasındaki perdeydi. Bu perde yırtılınca fitneler ortaya çıktı.
İnsanlar Abdülhamid’in zalim olduğuna inanıyorlar. Ama yanlış biliyorlar. Abdülhamid zalim değil, sadece çok dikkatli bir hükümdardı. Tahttan indirildikten sonra anlaşıldı ki Abdülhamid görevi boyunca sadece bir defa idam cezası vermişti. Geri kalan mahkûmlar en fazla ömür boyu hapse mahkûm edilmişlerdi.
... anının somut, tanımlı istediğimiz zaman yeniden izleyebildiğimiz bir video kaydı gibi yeniden üretilebilir bir şey olmadığı rahatsız edici gerçeğini kabullenmek zorundayız. Tam tersine kısa ömürlü, gelip geçici, anlamı ve şekli sürekli değişen bir şeydir. Anı ayrı ayrı kısımlardan oluşmuş bir görüngü, sonsuza dek taş bir temelin üzerinde oturan sabit bir yapı değildir. Aksine tam tersine iskambil destesiyle yapılmış kırılgan bir kuleyi andırır, zamanın sürekli yer değiştiren kumlarının üzerine eğreti bir şekilde tünemiştir, yorumun ve içindeki bir boşluğu gerçek sanılan bir şeyle kapatmanın merhametine kalmıştır. Anı sürekli bir yeniden kurgulamadır, asi ve başına buyruktur, ne yapacağı Heisenberg'in belirsizlik ilkesindeki elektronlar kadar tahmin edilemez...