'Allah bir kuluna bir şeyi nasip edecekse o nasibin önüne hiç kimse geçemez. O 'Ol' dedikten sonra olmayacak dediklerin, imkansız dediklerin de olur. Zira Allah'a imkansız yoktur..
Artık her yerde ve hiçbir yerdeyiz. Orada ama buradayız. Dostumuzla sohbetteyiz ama telefonun veya sohbet ağının ucundayız. Aslında bütün varlığımızla bir yerde değiliz, parça parça arada ve buradayız. Anlaşmak için zaman gerekir, zaman ve mekan. Konuşmanın yanında susmak gerekir, birbirinin söylediğine dikkat kesilmek, kalbini dostunun kalbine yaklaştırmak gerekir, insan ve gerçek hayata ayrılan zaman azaldıkça yabancılaşma çoğalıyor.
Ne kadar çok beklersen o kadar çok kıymeti olurdu zaten ve beklemek beklenenin kıymeti ile birdi terazide. O da bekliyordu zira gayri bir haber vermesi, bir karar vermesi gerekiyordu.
Neredeyse her gün dua ediyordu. Zira dua kör kilitli kapıları açacak anahtardı, biliyordu. Olmaz denenler dua ile olur, bulunmaz denenler dua ile bulunurdu. O da her gece duaya açıyordu ellerini de "Hayırlısını, senin rızana uygun olanını nasip et Allahı'ım..." diyordu ve öyle kapıyordu gözlerini.