En çok da onun ilgisini özlüyorum. O her zaman benim başlıca seyircim oldu, hayatının sonunda ciddi kafa karışık- liği ve hafıza kaybı yaşarken bile. Ona başarılarımdan, teş- histeki zaferlerimden, araştırma sonucu yaptığım keşiflerden, hayır kurumuna yaptığım bağışlardan bile mutlaka söz eder- dim. O öldükten sonra bile benim seyircim olmaya devam etti. Yıllarca onun omzumun üstünden bakarak başarılarımı görüp takdir ettiğini hayal ettim. Onun hayali silikleştikçe yaptığım şeylerin ve başarılarımın hepsinin gelip geçici ol- duğu, gerçek anlamları olmadığı hissiyle boğuşuyorum."
"Başarıların babanın kısa ömürlü zihnine kaydedilebilmiş olsaydı anlam taşırlardı mıydı yani?"
"Saçma, biliyorum. Boş bir ormana düşen ağacın çıkar- digi sesle ilgili sorudan bir farkı yok. İzlenmeyen eylemin bir anlamı var mıdır?"
"Aradaki fark, ağacın kulaklarının olmaması, oysa anla-
mi bahşeden insanın kendisidir
İki insanın birlikte daha yük sek bir hakikati arama tutkusunu paylaşacağı bir aşk hayal ediyorum. Belki de bunun adına aşk dememeliyim. Belki de bunun gerçek adı arkadaşlıktır."
Montaigne'in ölüm hakkındaki denemesini bilir misin - herkese mezarlığa ba- kan bir odada yaşamalarını tavsiye eder hani? İnsanın zih- nini arındırdığını ve hayatın önceliklerini göz önünde bu- lundurmasını sağladığını iddia eder. Mezarlıklar sende de aynı etkiyi bırakır mı?"
Çocukluğumdan beri yaşamın, birbirine benzeyen iki boşluk arasında, doğumdan sonraki karanlıkla ölümden sonraki karanlık arasındaki bir kıvılcım olduğuna inanmışımdır."
"İki boşluk arasındaki bir kıvılcım: yaşam. Hoş bir imge Josef. İkinci boşlukla bu kadar meşgul olup da birinciyi hiç düşünmememiz de tuhaf değil mi?"
Breuer hak verircesine başını salladı ve birkaç dakika sonra sözlerine devam etti. "Çakıl taşlarına gelince. Onları kimin için bıraktığımı sormuştun. Sanırım benim yaptığım Pascal'ın Kumarı'na* benziyor. Sonuçta kaybedecek ne var? Küçük bir çakıl taşı, azıcık bir çaba.
Dostoyevski bazı şeylerin arka- daşlar dışında kimseye söylenmeyeceğini; bazı şeylerin arka- daşlara bile söylenmeyeceğini, bazı şeyleriyse insanın kendi ne bile söylemediğini söylüyor! Belli ki Josef'in kendine bile
söylemediği şeyler şimdi içinde patlayıp yüzeye çıkıyor.