Birdenbire yaşlanıverdim. Kendimi bir mes-
leğin, bir kariyerin, bir ailenin ve bir kültürün içine kısılmış, yaşlı bir adam olarak görüyorum. Bana söylenenleri yaptım sadece. Hiçbir şeyi ben kendim seçmedim. Kendime bir şans vermeliyim! Kendimi bulmak için bir fırsatım olmalı.
Tşte bu da Angst'ın ana kaynağı Josef. Göğsündeki baskı yaşanmamış hayatın yüzünden kalbinin sıkışmasından ile- ri geliyor. Kalbinin tik takları geçen zamanı gösteriyor. Za- man açgözlüdür. Zaman çiğneyip yutar - ve geriye hiçbir şey vermez. Sana biçilen hayatı yaşadığını söylemen ne fena! Özgürlüğü, tüm tehlikelere rağmen, hiç aramadan ölümle karşı karşıya kalman ne fena!"
"Ben, insan ölüm düşüncesine 'katlanmalı' ya da onunla 'uzlaşmalı' demiyorum. Bu hayata ihanettir! Benim sana vereceğim ders şu: Doğru zamanda öl!"
"Doğru zamanda öl!" Bu söz Breuer'i irkiltmişti. Bu ke- yifli öğleden sonra yürüyüşü bayağı ciddileşmişti. “Doğru zamanda ölmek mi? Ne demek istiyorsun? Lütfen Friedrich, sana hep söylediğim gibi önemli bir şeyi böyle şifreli söyle- mene tahammül edemiyorum. Bunu neden yapıyorsun?"
"İki soru sordun. Hangisini cevaplayayım?" "Bugün doğru zamanda ölmeyi anlat.” "Yaşarken yaşa! İnsan hayatını tükettiği zaman ölürse
ölüm dehşetini kaybeder. Eğer insan doğru zamanda yaşa-
mazsa, o zaman asla doğru zamanda ölemez."
"Bu ne demek?" diye sordu Breuer yine, kafası iyice ka-
rışmıştı.
"Kendine sor Josef: Hayatını tükettin mi?"
"Sorulara soruyla cevap veriyorsun ama Friedrich!”
"Sen de cevaplarını bildiğin sorular soruyorsun" diye karşılık verdi Nietzsche.
"Cevabı biliyor olsam neden sorayım?"
"Kendi cevabını bilmekten kurtulmak için!" Breuer sustu. Nietzsche'nin haklı olduğunu biliyordu. Direnmeyi bırakıp dikkatini kendi içine çevirdi. "Hayatımı tükettim mi? Pek çok şey başardım, herhangi birinin benden bekleyebileceğinden çok daha fazlasını. Maddi başarı, bilim- sel başarı, aile, çocuklar - ama bunların hepsini konuşmuş- tuk zaten