Davranışsa/sosyal öğrenme yaklaşımı, pek çok açıdan insancıl yaklaşıma zıt görüşler içerir. Bu psikologlara göre diğer davranışları nasıl öğreniyorsak, saldırganlık davranışını da öğreniriz. Çocuklar oyun oynarken, saldırgan davranışın diğer çocukları korkuttuğunu ve oyunda bazı önceliklere sahip olmalarını sağlayarak ödüllendirildiğini görürler.Bunun davranışsa! yorumlaması, ödüllendirilen davranışın tekrar edileceğidir. Büyük olasılıkla bu çocuklar, saldırgan davranışlarını sürdürecek ve diğer durumlarda da deneyecektir. Eğer saldırganlık cezalandırılmak yerine sürekli ödüllendirilirse, sonuçta ortaya saldırgan bir
yetişkin çıkacaktır.
İnsancıl yaklaşımı benimseyen psikologlar saldırgan davranışı başka bir şekilde açıklar. Bu kuramcılar, kimi insanların doğuştan saldırgan oldukları görüşünü reddeder. Hatta bazıları, insanların temelde iyi
olduklarını söyler. Uygun koşullar altında büyümeleri ve yetişmeleri durumunda, bütün bireylerin mutlu ve şiddete başvurmayan yetişkinler olarak yaşayacaklarını öne sürerler. Bu doğal büyüme sürecini bozan bir şey olduğunda, ortaya sorunlar çıkabilir. Saldırgan çocuklar çoğu zaman, temel ihtiyaçlarının karşılanmadığı ailelerden çıkar. Eğer çocuğun kendisine güveni yoksa, bir hayal kırıklığı yaşadığında bunu diğerlerine saldırarak yansıtır.
Ayırıcı özellik yaklaşımını benimseyen kişilik kuramcıları, saldırgan davranışın kararlılığına ve bireysel farklılıklara odaklanır. Örneğin, bir araştırmacı grubu (Huesmann, Eron, &: Yarmel, 1987) 8 yaşındaki çocuklarda saldırganlığı ölçmüş, daha sonra çocuklar 30 yaşına geldiğinde bu katılımcıları bir kere daha değerlendirmiştir. Araştırmacılar, ilkokulda saldırgan olarak tanımlanmış çocukların, yetişkinlikte de saldırgan olma olasılıklarının bulunduğunu belirtmiştir. Sınıf arkadaşlarını itip kakan çocuklar, büyüdüklerinde ele çoğu zaman eşlerine kötü muamele eden ve suç unsuru niteliğinde saldırgan bir davranış gösteren yetişkinler olmaktadır.